Bugün - 22 Haziran 2018 Cuma
Foto Galeri
Video Galeri
Firma Rehberi
Künye
Reklamlar
Üye İşlem
 Bize Ulaşın
www.musikidergisi.com Logo
-
İstanbul 28°C
Yazar Detayları

Konuk Yazar

Konuk Yazar - Kardeş çalgılarımızdan kamança, kemane, gyjak, rebab, ıklığ ve eğitimde ortak kullanım düşüncesi… Zekeriya Başarslan*

Kardeş çalgılarımızdan kamança, kemane, gyjak, rebab, ıklığ ve eğitimde ortak kullanım düşüncesi… Zekeriya Başarslan*
Yazı Tarihi: 5 Mart 2018 Pazartesi

Kardeş çalgılarımızdan kamança, kemane, gyjak, rebab, ıklığ ve eğitimde ortak kullanım düşüncesi… Zekeriya Başarslan*

Öz

Kardeş çalgılarımız tanımlamasıyla konu başlığında belirlediğim çalgılar; Azerbaycan, Türkiye, Türkmenistan, Özbekistan, İran, Uygur Özerk Bölgesi ve az da olsa diğer bölgelerde de kullanılmaktadır. Ülke isimlerinden de anlaşıldığı gibi yaygınlık çok geniş bir coğrafi alanı kapsamaktadır. Kamança(Kemança) yaygın olarak Azerbaycan, İran, Özbekistan Türkiye ve az da olsa Kırım’ı kapsayacak biçimde kullanım alanı bulmaktadır. Benzer çalgılardan Gyjak Türkmenistan’da ve Uygurlarda, Kabak Kemane ile sınırlı sayıda Iklığ Türkiye’de, Rebab ise Türkiye, Irak, İran’da ve şekil değişiklikleriyle başka ülkelerde de görülmektedir. Bu çalgılar arasında eğitim öğretimi okullaşmış ve akademik çalışmaları ile öne çıkanı ise Azerbaycan’da yaygın olarak kullanım alanı bulan Kamançadır. Konservatuarlarda verilen eğitimi, metotları, kamança için bestelenmiş eserleri, konçertoları ve virtüözleri ile haklı olarak öne çıkmaktadır. Günümüz kamançaları dört tellidir. Beş telli olanları da vardır. Kemaneler üç ve dört telli olabilmektedir. Gyjaklar da üç ya da dört tellidir. Rebablar Türkiye’de üç tellidir. Farklı ülkelerde tel sayısı ve yapısı değişebilmektedir. Iklığ adlı çalgımız ise günümüzde yok denecek kadar azalmıştır. Çalgı iki tellidir. Kemane ve ıklığ, Burdur ya da göller yöresi olarak adlandırdığımız alanda yaygınlık kazanmıştır. Iklığ sınırlı bir bölgede kalmış kemane ise ülkeye yayılmıştır. Bu çalışmamada kardeş çalgılarımız tanımlamasıyla açıkladığımız çalgılar hakkında karşılaştırmalı bilgiler verilecek fotoğraflarla sunum zenginleştirilecektir. Geleneksel çalgılar orkestrası için ortak paydada buluşabilme olgusu da gündeme getirilecektir.

Giriş

Iklığ adlı Türk kemençesinin adı da, bize çok eski Türk anlam ve anlayışlarının izleri ile duygularını taşımaktadır. (Ögel, 1987) Iklığ adı Türklere aittir. Türk kültürünü çevreleyen Çin, Hint, Fars, Arap ve kuzeyden Slav dillerinde bu addan en ufak bir intikal izi yoktur. Yaylı çalgının yukarı Karadeniz yolları ile Kıpçak topraklarına ve aşağı yollardan Anadoluya geçtiği seziliyor. (Gazimihal, 1958) Eski Anadolu sözlükleri ile kitapları ıklığı, çoğunlukla rebab anlamında karşılamışlardır. (Ögel, 1987) Iklığ,(Iklık), en eski yaylı Türk çalgısı, kabak kemanedir. (Özbek, 1998) Kemane, daha çok ıklık yayı için söylenir. Iklık da kemançe sözüyle karşılanır. (Ögel, 1987) Iklığ başlıkta belirtilen çalgıların ortak adıdır. Gövdesi ister ağaçtan, ister su kabağı veya Hindistan cevizi gibi çeşitli doğal malzemeden yapılsın, okla ( ık ) yani yayla çalınan ve dize konularak çalınan bir çalgıyı ifade eder. Tarihe bakarsak bu çalgıların Türk dünyasında ve Osmanlıda ilk isminin de Iklığ olduğunu görmekteyiz. Daha sonraki isim değişiklikleri farklı kültürlerden etkilenme sonucu oluşmuştur. Keman da bilindiği üzere Farsça da yay anlamında olup çe ise küçültme ekidir. Kemança bu anlamda küçük yaylı anlamına gelmektedir. Türkülerimizde bile keman kaştan ifadesi ile yay gibi kaşı olduğu tarif edilmektedir. Yukarıda yaptığımız açıklama doğrultusunda bu çalgıları tel sayısına bakılmaksızın yarım küre gövdeli, deri kapaklı telli ve dize konularak yayla çalınan çalgılar ailesi içinde görmek gerekmektedir. Iklığ da bu çalgıların ortak adıdır. .(Arslan Akyol, 10.11.2016) Yaklaşık olarak onbirinci yüzyıldan sonraki metinlerde Gışek, Gıççek, Gıyak, Gıçak gibi söyleniş farkları görülmektedir. Bundan başka; Gıjek, Gişek, Giçek yazılışlarını da görmekteyiz. (Gazimihal, 1958) Günümüzde ise Türkmenistan’da Gyjek olarak yazılmaktadır. Farmer’e göre gıçek, 14. yüzyılda görülmeye başladı. İbn Gaybî’ye göre gıçek ile kemançe arasında ayrılıklar vardı. Gaybî, 1435 de ölmüştü. Bir Türk müzik yazarı olan Ahmed oğlu Şükrüllah ise 15. yüzyılda, gıçek adlı kemençeyi, iglig olarak adlandırıyordu. (Ögel, 1987) 16. yüzyıl eski Anadolu kaynaklarına göre; ıklık dedikleri saz kemançe gibidir. Gıjek, kemançe adı verilen saza denir. (Ögel, 1987) Özbek gıcakları 3 veya 4 tellidir. Yuvarlak gövdelidir. Yerine göre teknesine maden de katılır. Günümüzde telleri çelikten yapılmaktadır. 70-90 cm uzunluktadır. Azerbaycan kemançalarına akrabadır. (Ögel, 1987) Türkmen gıcaklarının ayağı Özbek-Türk kemençelerini andırır. Başı ya da kafası ise, Azerbaycan kamançalarına benzer. (Ögel, 1987) Orkestraya uygulanmış gıccaklar, ses, tel ve akord bakımından yerli gıccaklardan ayrılmıştır. Yalnızca biçimleri benzemektedir. Ayrıca burguların bulunduğu baş kısmı da modern sazlar gibi eğilmiştir. (Ögel, 1987) Gyjek-Gıcek(gıcak), Doğu Türkistan’dan Anadolu’ya kadar uzanan Türklerin bulunduğu coğrafyada, Anadolu’daki Kabak kemane’ye benzeyen çalgının adıdır. Diğer bir değişle ıklığdır. (Özbek, 1998) Gıcak,  Gycak veya Gıcek Türkmenistan’da üç telli küçük bir ağaç yarım küre iken kemançanın adı olarakta karşımıza çıkar. Ancak Özbek gıcağı yapısal olarak farklılık gösterir.  Ağaç kapak kullanılan bu çalgı can direği vasıtasıyla yarım küre gövdenin içine gerilmiş deriye temas etmektedir. Bu nedenle deri kapak olarak kullanılmasa da derinin tınlaşımda temel etkenlerden biri olması sebebiyle Özbek gıcağı aynı aileden sayılabilir.(Arslan Akyol, 13.11.2016, Ankara) Burada görülen açıklamalar da tam benim başlığıma uygun bir açıklama olmaktadır. Kullanış biçimlerine göre Türk halk çalgılarını incelediğimizde telli-yaylı çalgılar arasında; Kemane (Iklığ), Kemançe, Rebab, Gıcak (Özbek, Uygur, Türkmen) da bulunmaktadır. (Başarslan, 1992). Görüldüğü gibi 1992 yılında gerçekleştirdiğim tez içinde de bugün sunduğum düşüncelerimi destekleyen sözleri görebilmekteyiz. Kemane-Kabak Kemane; Eski adı ıklığ, oklıg, oklu, yaylıdır. Anadolu’da kabak, kabak kemane, rebab, Harran yöresinde rubaba adıyla bilinen, Orta Asya Türkmenlerinin gıjek, gıccek, gıcak olarak belirttiği, Azerbaycan halk müziğinde kamança adıyla kullanılan çalgı hep aynı kökten gelmektedir. (Özbek, 1998) Bazı yörelerde ve yayınlarda Iklığ (Iklık) diye adlandırılmaktadır. Güney Ege, Akdeniz ve Ege bölgelerinin birleştiği alanlarda yaygındır. Gurbet havaları, teke ve boğaz havalarında, zeybeklerde eşlik çalgısı olarak kullanılmaktdır. (Başarslan, 1992, Uysal, 1982) Azerbaycan’da; Kamança, Türkmenistan’da; Gijek (Gıcceki, Gıcak) isimli çalgılar da aynı kökenlidir. Genellikle Hindistan cevizinden yapılan Iklığ’ın Hindistan cevizi bulunmayan yerlerde değişik malzeme ile yapıldığı bilinmektedir. Bu alet sonradan su kabağından yapılarak kabak ismini almıştır. Kemane isminin de eklenmesi ile son olarak Kabak Kemane ismini almıştır. (Emnalar 1998) 16. yüzyıl sonlarına kadar gözde olan kabak kemane, kemanın ortaya çıkması ile kenara itilmiş, yok olmaya yüz tutmuştur. (Urhan, 2014) Günümüzde ise yeniden kemane çalımına ilgi artmıştır. Bu artış, usta kemanecilerin ortaya çıkması ile ilişkilendirilebilir. Günümüzde yaprak (yapıştırma-çember) kemane ve oyma kemane de yapılmaktadır. Bu yüzden kemane isminin yaygınlaştırılması uygun olabilir. Ancak kabaktan yapıldığı takdirde kabak kemane denilebilir. (Başarslan, 1992) Kemane için notalar sol anahtarı ile yazılır. Çokça kullanılan mibemol ve fa kemaneler birer aktarımcı çalgıdırlar. Fa kemanenin akordu do-sol-re-la olmak üzere tam beşli aralıklarla yapılır. Birinci telin sol sesine düzenlenmesi de oldukça yaygındır. Çalgı yazılı notaya göre tam dörtlü inceden ses verir. (Özbek, 1998). İki eşik arası 33 cm olacak şekilde hazırlanan kemanenin bağlamalarla çalınabilmessi için akordun re-la-re-sol olarak düzenlenmesi gerekmektedir. Diyapozona göre fa-do-fa-sibemol olacak bu akordu yapabilmek için, tellerin inceden kalına doğru fa 18, do 25 numaralı bağlama teli olması gerekir. Diğer fa yerine bağlamanın üst sırma, si bemol yerine de orta sırma teli takılır. (Urhan, 2014) Kabak kemanenin bas kemanesi de kullanılmaktadır. Bu kemane ile normal kemanenin bir oktav pesti sesler elde edilmektedir. Küçük gövde, kısa sap üzerine 15-20-30 numara bağlama teli takılarak kullanılan kemaneye, ‘cura kemane’ diyoruz. Bu kemaneyi de, normal kemanenin beş ses tizini çıkarmak için kullanıyoruz. (Urhan, 2014). Kemane, alto kemane ve bas kopuzla mükemmel bir aile, kaval ve mey ile de uyumlu bir üçlü oluşturur. (Özbek, 1998) Sipsi ve cura ile oluşan ikili üçlü beraberlikler, göller yöresinde oldukça sevilmektedir. Aradan geçen bu süre içinde günümüzde kemane(Iklık)nin yaygınlaşması Türk sazlarının geçerliliğini koruması açısından sevindiricidir. (Başarslan, 1992) Ülkemizdeki şekliyle Rebap bu çalgılardan hem telleri hem de çalma biçimi ile diğer söz konusu çalgılardan ayrılmaktadır. Rebap üç telli olmasına rağmen 1. tel üzerinde ezgi çalınmakta diğer teller genellikle dem teli olarak kullanılmaktadır. Bunda sap boyunun diğerlerinden daha uzun yapılması da etkendir. Yaylı tambur gibi perdeler bağlanmış çeşidi de vardır. Uzun sapı tek tel üzerinde çalmaya elverişli olmasını sağlamıştır. İki bacağın arasına konularak çalınması da yine farklı bir özelliğidir. Telleri ise geçmişte at kuyruğu’ndan, bağırsaktan yapılmışken günümüzde ipek sırma teller kullanılmaktadır. Bu teller çalgıya kalın bas bir ses karakteri vermiştir. Bu özelliği ile de diğer çalgılardan ayrılmaktadır. Rebap hem çalım tekniği hem kullanıldığı alan açısından ( Tasavvuf müziği ) bu aileden ayrı düşünülebilir.(Arslan Akyol, 13.11.2016, Ankara)

Gelişme

Kemane, Kamança, Gyjak, Rebab, Iklığ arasındaki temel benzerliklerin başında çalgıların yapısal özellikleri gelmektedir. Küre bir tınlaşım kutusunun çeşitli ölçülerde kesilerek üzerine deri kapak takılmasıyla bir gövde elde edilmiştir. Bu gövde kemanede su kabağından, rebapta Hindistan cevizinden (Osmanlı minyatürlerinde dilimli ağaçtan yapıldığı da görülmektedir) Gıcak ve Kemançada ise ağaç malzemenin bir yarım küre gövde olarak gerek torna vasıtasıyla gerekse ağaç yaprak dilimler vasıtasıyla gövdenin elde edilmesinden oluşmuştur. Bu çalgılardan kemane, kemança, gıcak önceleri iki telli iken tel sayısı üçe daha sonra da ihtiyaç duyularak dörde çıkarılmıştır.(Yörüklerde görülen iki telli ıklığ da kemane de günümüzde rebap ve Türkmen gıcağı halen üç tellidir.) Ancak gerek kemane gerekse kemança artık hep dört telli çalınsa da halen günümüzde üç tellisine de rastlanılmaktadır. Kemane, kamança, gyjak ve ıklığın çalma biçimi aynıdır. Dize konularak çalınan bu çalgılarda temel özellik telden tele geçişte yay yerine gövdenin döndürülmesidir. Sol el hem çalgıyı tutmak, hem de parmaklar ile ezgiyi seslendirmek zorundadır. Yay hem vücuda hem de yere paralel şekilde çekilir. Kemane, kemança, gıcakta ilk iki tel çelik sonraki teller ise sırma teller kullanılmıştır. Tel kalınlıkları çok farklı değildir. Akort aralıkları kemanede 4-5-4 (re-la-re-la) veya 4-5-5 (re-la-re-sol ), kemançada 5-4-5 (mi-la-mi-la), gıcekte, üçtellide 4-4 (re-la-mi) aralıkları ile yapılmaktadır. (Arslan Akyol 13.11.2016, Ankara)  Kemane, gijek, kemança ortak çalgı akortları icraya göre değişebiliyor. Iklığ bu sazların atası lakin ilk halleri ve kullanımı da uygun değil. Rebab ise kategori dışı kalmaktadır. Temel çalgı konusuna gelince: Her Türk ülkesinde birlikte icra edeceği orkestra çalgısına göre biçim kazanmıştır. Söz gelişi Azerbaycan’da tar güçlü bir tınıya sahiptir. Saz, yanında kabak kemane sesi az çıkacağından elektrogitar telleri takılarak çalınmaktadır. Dolayısıyla o telleri kaldırabilmesi için ceviz ağacından vb daha büyük yapılıp bu telleri kaldırabilecek sağlamlıkta yapma gereği görülmektedir. Volümü de, tar, ud, akordeon, kanun gibi sazların içinde duyulabilcek kapasiteye getirilmiştir. Kabak kemane bizim bağlamanın ses kapasitesi yanında en uyumlu tını ile icraya müsait olarak icra edilmektedir. Kemane bağlamanın kullandığı telleri kullanmaktadır. (020 - 030 ve taşlanmış bam telleri) Böylece uyum dengesi sağlanmış olmaktadır. Kemança bizim bağlama sazımız yanında çok sert ve yüksek ses vermektedir. Bu yüzden ses dengesi uyumsuzluk göstermektedir. Gijek ise bu iki yaylı sazın ortasında bir yerlerde kalmaktadır. (Mehmet Çıracı, 13.11.2016, Ankara) Kamança (Far. kemançe) Yaylı bir Türk halk çalgısı olan kemanenin Azerbaycan’daki adı olmaktadır. (Özbek s 109) Simli müzik aletidir. Çanağı küre şeklinde, kolu perdesiz, yüzü balık derisinden ya da büyükbaş hayvanların ciğerinin perdesinden çekilir. Ağaç çubuğa (yay) bağlanmış bir deste kılı simleri selendirir. Kamança evvelden 3 simli idi, şimdi ise 4 simlidir. Azerbaycan’ın en eski musiki aletlerinden biridir. Gerek solo, gerekse de sazendeler heyetinde müzik aleti olarak istifade edilir. (Bedelbeyli, derleyen Dr.Mirzali 1985) Kamança Üzre Bilgiler kitabında, kamança yayının tutuluşu gösterilmektedir. Sağ elin başparmağı yayın üzerinden, işaret parmağı alttan yayı kavramaktadır. Orta parmak ve yüzük parmağı at kıllarına bağlı olan bölümü çekerek gerdirmektedir. Serçe parmak ise boşta kalmaktadır. (Rehmetzade1374) Kamança Mektebi (Musiki mekteplerinin I-V sınıfları için derslik) kitabında kamançada çalmak için ilk bilgiler şunlardır: İşletilen notalar sol açarında yazılır. Ardından kamançada olan boş sim(tel)lerin adları ve kamançadaki notaların sol açarı ve porte üzerinde adları yazılıdır. Bütün notalardaboş simlerde adi hareketle gösterilmekte ve de yay yerine kaman denilmektedir. Kamanın sağa ve sola hareketleri 4 vuruşla gösterilmiştir. Daha sonra da nota değerlerine göre hareketler ayrı olarak porte üzerinde belirtilmiştir. Boş simlerde birinci parmak hangi notalara basacaksa onlar porte üzerinde yazılıdır. Ardından diğer parmaklarında hangi notalara basacağı gösterilmektedir. Pozisyonlar, örnek ezgiler, etüdler vb. sıra düzen içinde ilerlemektedir. Örnek olarak gösterilecek bir çalışmadır.(İmanova-Recebova 2005) Kamança için Gamma ve Etüdler kitabı Do Majör gamı üzerinde ezgi çalışması ile başlamaktadır. La minör, sol minör ve diğer majör minör gamlar üzerine ezgiler yazılmıştır. 52. sayfadan itibaren çeşitli kişilere ait 40 etüt yer almaktadır. (Kerimov 1991)

Sonuç

Azerbaycan’da konservatuvarlarda kamança eğitimi musiki mektebi ile başlıyor. İmamyar Hesenov 10 yaşında bu okula gidiyor. Millî Musiki ve Avrupa müziğini beraber öğreniyorlar. 15 yaşında okulu bitiriyor. Müzik Akademisine giriş yaşı 17 olduğu için 4 yıl müzik kolejine devam ediyor. Sonra da 4 yıl Müzik Akademisine devam ediyor. İki yıl da master görüyor. (İmamyar Hesenov, 14.11.2016, San Fransisco’dan kameralı görüşme) Görüldüğü gibi kamança ve müzik eğitimi alan kişiler zorlu bir süreçten geçiyor. Bu süreci tamamlayan kişiler ise sazına hâkim, usta birer yorumcu oluyor. Demek ki, küçük yaşlardan başlayarak çalgı eğitimine önem vermeliyiz. Konumuz da küre gövdeli çalgılar olduğuna göre onlar da küçük yaşlardan itibaren öğretilmelidir. Yazılanlardan da anlaşıldığı gibi başlıkda adı geçen çalgılardan kamança(kemança), metodu, okullaşması, eğitimi, virtüözleri, doğu ve batı ezgilerini çalması ve de birkaç ülkede birden çalanlarının olması dolayısıyla öne çıkmaktadır. Azerbaycan, İran, Özbekistan ve Türkiye bu ülkeler arasındadır. Birçok ülkede ise az sayıda da olsa kamança sevdalısı çalanlar vardır. Bu yüzden eğitimi konusunda Azerbaycan örnek alınabilir. Ortak icraya gelince: Bu sazlar kendi coğrafyasındaki sazlara uyum sağlamıştır. Elbette hepsi büyük bir orkestrada kullanılabilir. Fakat o zaman uslup farklarını gidermek gerekecektir. Ortak nota icrası söz konusu olunca yekpare batı kemanlar gibi tavır kullanmadan nota icra edilmelidir. Bu uygulama yapılabilir. Yaylı sazlar ile Azerbaycan, Anadolu, Türkmen, Uygur ezgilerini tavırsız uslûpla çalarsanız, o zaman eserler rengini kaybediyor. Eğer sazendeler yorumlamadan çalarsa kemane, kemança, gijek, ortak icrada buluşabilirler. Kemane, Kamança ve Türkmen Gijek; bu sazlardan birisini favori olarak düşünmek oldukça zor. Büyük bir orkestrada hepsi yer bulabilir. (Mehmet Çıracı 13.11.2016, Ankara) Rebab dışında temelde çok farklılığı bulunmayan bu çalgılardan Kemança, ülkemizde hem eğitimi verilmekte hem de birçok halk müziği topluluklarında icra edilmektedir. Son dönemlerde kemançanın gövdesi büyüklüğünde su kabağı kullanılarak kabak kemança adı ile de kullanıldığına rastlanmaktadır. (Arslan Hazreti’nin Uğur Önür’e yaptığı çalgı) Türkmen gıceğinin ölçülerinde su kabağından yapılan üç telli halen teke bölgesinde çalınmakta, bunun daha irice su kabağından yapılmışı ve 4 tel takılmışı da kemane olarak tüm halk müziği topluluklarında icra edilmektedir. Özbek gıcağı ise ülkemizde Ankara Devlet Türk Dünyası Müzik Topluluğu Şefi, İrfan Gürdal’ın yaptığı ve çaldığı dışında yaygınlaşmamıştır. TÜMATA başkanı Oruç Güvenç’te bu aileden olan çeşitli çalgıları topluluğunda icra etmektedir. Dünyada su kabağından yapılan çalgıların çeşitliliğine baktığımızda kabak kemane de ülkemize özgü bir çalgı özelliği taşımaktadır. Bu bağlamda ister su kabağından ister ağaç torna, isterse yaprak ağaç dilimlerden oluşsun yapısal özellikten ziyade deri kapak ve çalma biçimi ön plana çıktığı görülmektedir. Bu nedenle 1980 li yıllarda İTÜ TMDK Çalgı Yapım bölümü şefi Cafer Açın’ın ortaya koyduğu kemane ailesi ölçülerinin kullanılarak (standartlaşabilmesi için) öncelikle ağaçtan gövde yapılması ve ses renginin su kabağının verdiği renkte olmasının sağlanması geekmektedir. Azerbaycan, Özbekistan, Türlmenistan ve İran gibi ülkelerde yapılan Iklığ ailesi çalgıların sözü edilen ülkelerde hep aynı formda olduğu görülmektedir. Bu nedenle ele alınan çalgının hangi ülkenin çalgısı olduğu hemen farkedilmektedir. (Arslan Akyol, 13.11.2016, Ankara) Belirtilen standartlaşmanın sağlanabilmesi için kemane yapım ustaları ile konservatuvarların çalgı yapım bölümleri ortak çalışmalı, ustaların keman ailesinde olduğu gibi aynı ölçülerde kemane yapılması sağlanmalıdır. Böylece her ustanın kendine özgü bir kemane modelinden vazgeçilerek ulusal bir kemane modeli oluşturulabilir. Kemane eğitimi veren okullardaki eğitimin de standart hale gelebilmesi, çalgının da standartlaşmasına bağlıdır. Bizden daha önce eğitimde belli bir yol almış kardeş ülkelerdeki metodlardan yararlanılarak ortak bir müfredat, ortak bir metod hazırlanmalıdır. Böylece çalgıdan tutuşa, çalma biçiminden yay çekimine kadar kişiye has değişkenliklerden vazgeçerek standardı olan milli bir çalgıya dönüştürebiliriz.(Arslan Akyol, 13.11.2016, Ankara) Azerbaycan’da kamançanın kol(sap)u standarttır. Eşikten gövdeye kadar 30 cm. dir. Farsîlerde 31-32 cm olur. İmamyar Hesenov ise kendi parmaklarına uygun 29 cm olarak özel yaptırmıştır. San Fransisco şehrinde bir Çinlinin dükkânından Çin yayı almış ve bu yayı Arslan Hazreti’ye göndermiştir. O da Moğol kılı takmış ve parmak çektirmeli yay haline getirmiştir. Bu ikili kamança üzerindeki gelişmeci yaklaşımlarına devam etmektedir.(İmamyar Hesenov, 14.11.2016, San Fransisco’dan kameralı görüşme) Azerbaycan’da kamançalardan oluşan orkestra çalışmaları da yapılmaktadır. Bunun dışında diğer halk çalgılarının da yer aldığı orkestralar vardır. Gerek kamança için gerekse diğer çalgılar için solo çalınabilecek eserler yazılmıştır. Hacı Hanmemmedov’un ve Zakir Bağırov’un kamança konçertoları vardır. Hanmemmedov’un eseri daha çok seslendirilmektedir. İmamyar Hesenov da Hacı muallimin konçertosunu sevdiğini söylemektedir. Kendisi de senfoni orkestrası eşliğinde seslendirmiştir. Ülkemizde yaşayan kamança yapımcısı ve yorumcusu Arslan Hazreti bir bakıma standart kamançaların yapımını gerçekleştirmektedir. Kamançada, çelloda olduğu gibi uzayıp kısalabilen şiş(mil) takarak diz üzerinde değil yere yaslama şeklinde bir model geliştirmiştir. İmamyar’da aynı sistemle hem oturarak hem de ayakta kamança çalmaktadır. Diz üzerinde aşağı yukarı hareketlerin çalımda problem yarattığını oysa yerde sabit olduğunda gerektiği kadar sağa sola oynatılabildiğini belirtmişlerdir. Hesenov artık diz üzerinde çalmayı bırakmıştır. Gerek bu sistemi gerekse çalış stilini yaymak düşüncesindedir. Kendisi San Fransisco şehrinde yaşamaktadır. Kamançanın violin gibi çalınmasına da olumlu bakmamaktadır.(İmamyar Hesenov, Arslan Hazreti, 28 Ağustos 2016, İstanbul) Genellikle yapımcı ve yorumcular geleneksel çalım tekniğini savunmaktadırlar. Bu düşünceye aynen katılmakla birlikte ileriye dönük ufuk açıcı yeni çalışmaların da yapılması gerektiğini söylemeden geçemeyeceğim. Unutulmamalıdır ki violin de geçmişte bugün kullanıldığı gibi uluslar arası bir çalgı değildi. Azerbaycan’da kamança Türkiye’de ise genelde kemança adı ile anılan bu çalgı bilerek bazı yerlerde kamança bazı yerlerde kemança olarak yazılmıştır. Bunun nedeni yazanlara veya söyleyenlere saygıdan dolayıdır. İkisi de doğrudur. Konumuzda adı geçen çalgıların eğitiminin yapıldığı ülkelerden ilgili akademisyenlerin, yorumcuların, yapımcıların katılacağı çalıştaylar, sempozyumlar gerçekleştirilmeli ortak eğitimin yapılacağı çalgılar tespit edilmelidir. Bu çalışmalar sonucunda her çalgının ses renginin yer alacağı uygulamalar gerçekleşebileceği gibi belki de bir çalgının ortak payda ile her ülkede eğitiminin başlamasına da neden olunabilecektir. Zor gibi gözükse de her zorluk çalışma, öneri, uygulama ve ürün vermeyle doğru orantılı olarak çözüm getirir. Olmaz diye bırakmak ise çözümsüzlük ve dar alanlarda sergileme sonucunu getirir. Son yıllarda dünya coğrafyasında boy gösteren 7 Türk Cumhuriyeti, kültür ve sanat alanındaki çalışmaları ile bu konuların da üstesinden gelecektir. Farklı coğrafyalarda yaşayan özerk cumhuriyetler ve Türk toplulukları da bu çalışmalara katıldığında ülkeler arası çalgı ve müzik birlikteliği kendini gösterecektir. Kazakistan ve Kırgızistan’da gerçekleştirilen halk çalgıları orkestraları buna güzel birer örnektir. Her türlü engellemelere ve olumsuzluklara karşın gelecekte kültür birlikteliğimiz gerçekleşecektir.

_________________________________

* Yrd.Doc.Dr. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Ana Blim Dalı, zekeriyab@yahoo.com



 

 
İletişim E-Posta: - Telefon:
 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu yazıya hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Yazıları

Arif Sağ 2018 Röportajından seçmeler…
Kardeş çalgılarımızdan kamança, kemane, gyjak, rebab, ıklığ ve eğitimde ortak kullanım düşüncesi… Zekeriya Başarslan*
Yahya Şerfedinov’un Kaytarma Kitabı Üzerine Bir İnceleme… Yrd. Doç. Dr. Zekeriya Başarslan (*)
Mevlevilik hakkında manifestom… Kudsi Erguner
Uluslararası H.S.Arel ve Türk Müziği Sempozyumu’nun düşündürdükleri: “Mûsıkîmizin polifonize edilme ütopyası artık bitirilmeli…“Salih Zeki Çavdaroğlu
Hüseyin Saadettin Arel Sempozyumu’nun Ardından… Prof. Dr. Gözde Çolakoğlu Sarı
Derleyen kişi türkünün sahibi olabilir mi?.. Burhan Tarlabaşı
Ermukan Saydam Sonsuzluğa Göçtü… Tuğrul Göğüş
TRT TSM Repertarı’ndaki eserlerin kaçta kaçı seslendiriliyor… Bayram Yurdacan (*)
Yeni Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Projesi üzerine… Hüsrev Hatemi
Bir (Neo)Rokoko Üstadı: Tanburi Bestekâr Dürrü Turan… Şelâle Turan
Kronolojik Piyano Tarihi (1700-2005)… Derleyen: Buğra GÜLTEK
Vefatının 21. Senesinde Mûsıkîmizde Bir Ekol İcrâ ve Üslûp Âbidesi: Bekir Sıdkı Sezgin... Salih Zeki Çavdaroğlu
Hulusi Gökmenli (1902-1975 Musikişinas-Gazelhan-mevlithan)... Cemil Altınbilek
Türkiye’deki çoksesli müziğin Atatürk Dönemi ve sonrasındaki durumu… Sabutay Uğur
İsimsiz ama muhteşem insanlar!.. Hıncal Uluç
"Pabucumun sanatçıları ve sahte vicdanları!.." Haşmet Babaoğlu
Zeki Müren düşmanlığı ve kıskançlığının kökenleri… Nihat Genç
Sanatçı İftarındaki Terslikler… Akif Beki
Zararlı ve yararlı musiki dernekleri ile korolar… M. Murat Oto*
İzmir Marşı - Kafkasya Marşı - Gazi Mustafa Kemal Paşa Marşı… Cemal Ünlü
Ela Altın ile Röportaj… Tuba Dere
İstanbul Türk Musikisi Devlet Konservatuarı'nın kuruluşu hakkındaki ikinci yazım… Osman Babuşcu
İkiz Sanat… Fırat Kızıltuğ
Ah siz müziksiyenler, pardon müzik yiyenler, pardon müzisyenler.. Hakan Güngör
İdil Biret'in Adana ÇDSO Konserinin iptali üzerine… Tuğrul Göğüş
Fazıl Say nasıl yetişti?.. Ahmet Say
Tanburi Fahrettin Çimenli… Cemil Altınbilek
Geleneksel Mûsıkîmiz’ in bazı korolarının hâl-i pürmelâli n’ olacak acaba ?.. Salih Zeki Çavdaroğlu
Nüzhe… Günel Şahin Adıgözelova
GTM yaylı çalgıları için tasarlanmış “Gerdirme Sistemli ve Ayarlı Kemençe Yayı“… Dr. Mustafa Aydın ÖKSÜZ (*)
Çalgı yapımında kullanılacak ağaçların yetiştirilmesine önem verilmelidir… Tuğrul Göğüş
Ve Penderecki Yapıtlarını Yönetti*… Seyit Yöre
Dağ fare doğurdu... Müfit Semih Baylan
Diğer Yazarlar

Seyyal Saraç “Piyano Çalıyorum”kitabı üzerine…
“Üzeyir Hacıbeyli“ yâdıma düştü bugün...
İçimden geldi, yazmak istedim…
Koro sendromu…
Arif Sağ 2018 Röportajından seçmeler…
Müziğin bilimini biraz fazla mı abarttık ne?..
Nihat Doğu'nun Ardından...
Müzikoloji ve Neva Kâr’ın yıldönümü…
Zeki Müren’in, Şekip Memduh Bey’in "Gönlümle oturdum da" şarkısını okuyuşu üzerine...
Günün Sözü
15 Temmuz 2016'da Türkiye işgali defetmiştir...
()

Yazarlar 
Röportajlar
Frankfurt Musicmesse'de Hohner ve Stephan Wieland ile röportaj…
Frankfurt Müzik Fuarı'nda fabrikası Almanya Trossingen'de bulunan Hohner akordion ve ağız mızıkası  firmasının satış müdürü Stephan Wie...
»
»
»
Tarihte Bugün
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Reklamlar
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
0,41ms