Bugün - 21 Eylül 2020 Pazartesi
Foto Galeri
Video Galeri
Firma Rehberi
Künye
Reklamlar
Üye İşlem
 Bize Ulaşın
www.musikidergisi.com Logo
-
İstanbul 27°°C
Yazar Detayları

Okan Murat Öztürk

Okan Murat Öztürk - Yeni YÖK’ün ve değerli başkanı Sn. Saraç’ın övgüye değer kararı:  Müzik öğretmenliği açısından yapıcı bir değerlendirme…

Yeni YÖK’ün ve değerli başkanı Sn. Saraç’ın övgüye değer kararı: Müzik öğretmenliği açısından yapıcı bir değerlendirme…
Yazı Tarihi: 19 Ağustos 2020 Çarşamba

Yeni YÖK, üniversitelere yetki devri konusunda başlatmış olduğu düzenlemeler kapsamında, 10.08.2020 tarihli kararıyla, “Eğitim/Eğitim Bilimleri Fakültelerinin öğretmenlik lisans programlarının geliştirilip güncellenmesi çalışmalarının, Türkiye Yeterlikler Çerçevesi ile Milli Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenen Öğretmenlik Mesleği Yeterlikleri dikkate alınarak ilgili yükseköğretim kurumları tarafından yapılmasının en doğru tercih olduğu” görüşünü ortaya koyarak, her anlamda alkışlanması ve tebrik edilmesi gereken, çok yerinde bir adım atmış ve çok önemli bir ilerleme kaydetmiştir.

Bu karar neden önemlidir? En başta söylenmesi gereken, içinde bulunulan küresel çağda tüm üniversitelerimiz, mutlak surette belli bir rekabet yeteneği ve aynı zamanda asliyeti olan, fark yaratan programlar geliştirmek mecburiyetinde iken, tüm eğitim fakülteleri ve programlarını bir ‘merkez’ tarafından belirlenmiş, ‘çakılı’ bir programa zorunlu tutan, dolayısıyla daha başta rekabet faktörünü devre dışı bırakan, gerçek anlamda ‘zamanın ruhu’na aykırı nitelikteki bir programın mevcudiyetiydi. Öylesi bir program, hiçbir üniversitemizin, eğitim ve öğretmen yetiştirme alanlarında, ülke ihtiyaçlarına cevap verebilecek, gerçekçi, yaratıcı, işlevsel, kendini yenileme kabiliyeti olan ve daha önemlisi dünyaya model teşkil edebilecek programları ‘hayal etmesi’ne bile imkân vermeyen bir yapıdaydı. Merkezileştirilmiş ‘sabit’ programda Alan Eğitimi, Öğretmenlik Meslek Bilgisi ve Genel Kültüre dönük derslerin gerek ‘ağırlık’, gerekse de ‘içerik’ bakımından sahip kılındığı çerçeveye bakıldığında, çeşitli alanlar açısından önemli ‘fikir’, ‘değerlendirme’ ve ‘tercih’ sorunları olduğu hemen görülebilmekteydi. Bu yazıda, konuyu, özellikle Müzik Öğretmenliği açısından ele alıp, terk edilen ‘sabit’ program uygulamasının yol açtığı sorunlarla birlikte, yeni kararın sağladığı önemli imkânlara dair görüşlerimi ortaya koymayı amaçlıyorum. Alınan ‘yeni’ kararla, tam da üniversitelerimizin Eğitim/Eğitim Bilimleri Fakülteleri ve öğretmenlik lisans programları içinde geliştirmek durumunda oldukları rekabetçi, yenilikçi, işlevsel kılınmış programlar için çaba gösterilmesi, tartışılması, öneriler ve çözüm yollarının ortaya konulması bağlamında dinamik bir yapıya kavuşturulması imkânı, yeniden elde edilmiş oldu.

Bilindiği gibi Türkiye’mizin, artık bir ‘müzik’ üniversitesi var. Sn. Cumhurbaşkanımızın direktifleri ve Sn. YÖK Başkanımızın çabalarıyla ülkemiz, tarihinde ilk kez gerçekleşen bir uygulamayla, odak noktasında müziğin yer aldığı, tematik bir üniversiteye sahip oldu: Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi. Hiç kuşkusuz bu üniversitenin hayata geçirilmesi büyük ve örneği olmayan bir adımdır ve elbette, atılan bu adımın, eğitim, bilim, kültür ve sanat alanlarında ülkemize sağlayacağı önemli katkılar, kısa süre içinde, birer birer görülmeye başlanacaktır. Bu büyük adım, hepimiz adına gurur duyulması gereken son derece vizyoner bir anlayışla mümkün olmuştur. Bu bağlamda Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Sn. İbrahim Kalın ve değerli Rektörümüz Sn. Erol Parlak’ın öncü emek ve katkılarına da minnet borçlu olunduğu bir gerçektir.

Halen üniversitemizin akademik kadrosu içinde yer alan ve kuruluşundan itibaren de akademik programlarımızın geliştirilmesinde etkin şekilde rol üstlenmiş bir akademisyen olarak, bir noktayı dikkatlere arz etmem gerekir. Üniversitemizin ilk göz ağrısı olan Müzik Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesinin programları hazırlanırken, büyük bir heyecan ve coşku içinde, başta Sn. Rektörümüz olmak üzere tüm hocalarımızla, ülkemize, alanında öncülük edebilecek, rekabetçi ve gerçek anlamda özgün yanları bulunan, işlevsel programların hazırlanması konusuna büyük bir özen ve titizlik göstermiş olduğumuz, dün gibi hatırımdadır. Aynı durum, üniversitemizin İcra Sanatları Fakültesine ait programların geliştirilmesi sürecinde de yaşanmıştır. Ancak sıra, Eğitim Fakültemiz bünyesindeki Müzik Öğretmenliği alanına geldiğinde, hocalar olarak, biraz da buruklukla, ‘yapacak bir şey yok’ ifadesiyle birbirimizin yüzüne bakakalışımız da gözümün önündedir. Çünkü bizler, Üniversitemizin tüm fakülteleriyle ‘fark yaratan’ programlar geliştirmek heyecanına sahipken, Müzik Öğretmenliği alanında, o dönemde oluşturulmuş bir uzman kurul marifetiyle, neticede YÖK tarafından belirlenmiş ve mutlak surette uygulanmak mecburiyeti bulunan bir programla karşı karşıya kalmıştık. Ne yalan söyleyeyim, içerdiği muhtelif ders başlıkları, dönem planlamaları ve içerikleri nedeniyle bizlerin, ‘çiçeği burnunda’ üniversitemizde öngördüğümüz en temel noktalarla önemli çatışmalar içinde olan o programı uygulamak zorunda kalışımız, elbette bizlerde bir burukluk yaratmıştı. Ben kendi adıma, ‘keşke’ diyordum, illa merkezi bir belirleme yapılacak idiyse bu belirleme, sadece, müfredatın içermek durumunda olduğu alanlar ve ağırlıklarıyla sınırlandırılmış ve ders adları, dönem planları ve içerikleri bakımından, üniversitelerimizin kendi ilgili kurullarına bırakılmış bir tavsiye çerçevesinden ibaret olsaydı. Çünkü sabit ve aslında pek çok bakımdan sorunlu, çeşitli açılardan daha fazla tartışılmaya ihtiyaç gösteren ‘bir’ programın, tüm üniversitelerimizin önüne bir mecburiyet olarak konulmuş olmasını ben, kendi mesleki ve akademik tecrübem açısından, kesinlikle isabetli bulmuyor ve yadırgıyordum. Öylesi bir standartlaşmanın, akademik rekabetin önünde kesin surette önemli bir engel teşkil edeceği, gün gibi ortadaydı. Oysaki bu alanda geliştirilmesi gereken programların, ülkemizin gelişmişlik düzeyine, yeterlik ve yetkinliklerine, tecrübelerine, dünya vizyonuna, ama en önemlisi yaratıcı ve işlevsel potansiyelinin ortaya çıkarılmasına imkân veren yaklaşımlara büyük ihtiyacı vardı. Ama yapılmış olan, sınırlı sayıda uzmanın bir kurul halinde çalışıp, hiç kuşkusuz mesleki tecrübe ve öngörüleri ışığında belirlemiş oldukları ‘bir’ programın, tüm akademik çevrelere, açıkça söylemek gerekirse, ‘dayatılmış’ olması idi. Üstelik böylesi sabit bir program, üniversitelerimizin ilgili akademik birimlerinin tam bir rehavet içerisine girmelerine ve üretkenlik veya eleştirel yaklaşımlardan büsbütün kopmalarına zemin sağlayacak nitelikteydi. Müzik eğitimi açısından bakıldığında belirlenmiş o program, her şeyden önce Batı-merkezci bir mantıkla yapılandırılmış durumdaydı. 1890larda siyaseten belirlenmiş Batı müziği, Türk müziği, Halk müziği ayrımcılığını olduğu gibi koruyor; üstelik böylesi bir ayrışmayı, müzik öğretmenlerinin benimseyerek sürdürmelerine yol açacak bir çerçeve öngörüyordu. Programın ‘çağdaşlık’ boyutunun ise her yönden tartışılması gerekiyordu. Daha önemlisi, ülkemizin çağdaşlaşma serüvenindeki ‘iki yüz yıllık’ tecrübesine dair olgun bir bakıştan, yaşananların yapıcı eleştirilerinden somut olarak çok uzaktı. Bu yüzden ‘akl-ı selim’, Türkiye’miz adına, müzik öğretmenliği için ‘o’ programda ısrar edilmemesi ve bir an önce önemli bir yanlıştan geri dönülmesi gerektiğini söylüyordu.

Bugün ne mutlu bizlere ki bu uygulamanın terk edilmiş olduğunu ve ‘yeni’ durumda, tam da yukarıda arz edilmiş olunan ‘gerçekçi’, ‘yapıcı’ ve ‘üretken’ anlayışa gelindiğini, büyük bir memnuniyetle görmüş bulunuyoruz. Bu karar, YÖK adına çok hayırlı, çok doğru ve ülkemizin eğitim alanında yeni bir akademik atılım içerisine girmesine çok önemli katkılar sağlayacak nitelikte, önemli bir karar olmuştur. Bu vesileyle, ülkemiz yöneticilerine, bir noktayı arz etmeyi de mesleki bir vazife addediyorum. Müzik eğitimi, bir ülke ve bir toplum için, bir ‘boş zaman’ veya ‘eğlence’ eğitimi değildir. Aksine son derece ciddi, sorumluluk ve titizlik gerektiren ve büyük filozof Eflatun’un ifadesiyle ‘eğitime temel alınacak’ ve ‘başlanacak’ en hayati alandır. Müzik, toplumda, bireyler arasında, uyum ve adalet sağlar. Ethos anlamında ‘karakter’ belirler. Toplumsal bütünleşmede, dün ve bugün arasında kuşaklar bakımından sağlıklı ve güvenilir ilişkiler kurulmasında, toplumu ayakta tutan adet, gelenek ve ahlaki normların şekillenmesi ve sağlamlaşmasında, müzik eğitiminin çok temel rolleri vardır. O yüzden dünyanın her tarafında yaşanan bütün modernleşme süreçlerinde, toplumla birlikte en başta müdahale edilen ve değiştirilen alan müzik olmuştur. Perikles’in siyasi danışmanlarından ‘müzik eğitimcisi’ Damon, yüzyıllar önce, bir ülkede müzik tarzlarının değişmesinin, o ülkenin en temel adet ve yasalarında değişime yol açmadan gerçekleşmesinin mümkün olamayacağı uyarısında bulunmuştu. Konfüçyüs, ülke yönetiminin her kademesinde rol sahibi olanların, mutlaka müzik bilmeleri gerektiğini; müziği bilmenin yolunun ise, o toplumun ‘yasaları’ mahiyetindeki ezgi, şarkı ve türkülerini bilmekten geçtiğini söylemişti. Aristo, çocukluktan itibaren alınan müzik eğitiminin, kişinin yetişkinlik dönemlerindeki müzik kültürü ve beğenisinde belirleyici olduğuna dikkat çekmişti. Neticede filozofların ve bilge insanların derin ilgisine mazhar olmuş olan müziğin; devlet, toplum, eğitim, kültür ve yönetim gibi alanların, temel ve ayrılmaz bir parçası olduğu unutulmamalı; meselenin bu yönü her bakımdan ehemmiyetle ciddiye alınmalıdır. Nitekim müziğin insan üzerindeki etkileri, günümüzde, çok geniş bir ilgi alanı durumundadır ve küresel dünyada, başta medya, tüketim kültürü ve popüler alanlar olmak üzere tüm bu felsefi birikimin en önce değerlendirildiği alanların, birey ve topluma en fazla ve doğrudan temas edebilen bu alanlar oluşu elbette bir tesadüf değildir. Konunun bu yönü, her anlamda akademik bir uzmanlık ve geniş bir kültür gerektiren, olgunlaşma ve derinleşmeye ihtiyaç gösteren bir öneme sahiptir.

Türkiye, müzik eğitimi konusunu, küresel dünyada, başka ülkelerden çok daha fazla önemsemeli ve tam bir ciddiyetle ele almalıdır. İnsanımıza doğrudan dokunabilme imkânına sahip olan müzik eğitimi alanının, büyük bir titizlik ve özenle, şimdi büründürülmüş olduğu ‘zanaat eğitimi’ çerçevesinden hızla çıkarılması, ülkemiz uzmanlarının ortak akıl ve istişare ile çözmek durumunda oldukları temel bir mesele olarak görülmelidir. Burada bir hususu daha hatırlatmakta fayda vardır. 1934 yılında, henüz Ankara Devlet Konservatuvarı kurulmamışken, yabancı uzmanlardan alınan raporlar içinde özellikle bir tanesi, içeriği ve taşıdığı mesaj bakımından, tam da bugün, yeni ve taze bir bakışı hak edecek bir nitelik sergilemekte ve yol göstermektedir. Ünlü keman sanatçısı ve eğitimcisi Lico Amar, resmi makamlarımıza iletmiş olduğu raporunda, o yıllarda Avrupa’da sürdürülmekte olan müzik eğitiminin ‘geri kalmış’ bir modele bağımlı olduğunu ve Türkiye’de o yolun izlenmemesi gerektiğini dile getirmiştir. Amar’a göre Türkiye, ‘çok yönlü müzikçiler’ yetiştirmelidir ve o yüzden yeni bir yol tutturulmalı, Avrupa’daki model örnek alınmamalıdır. Oysa o yıllarda Türkiye’yi yönetenler, sadece ‘konservatuvar’ kurmayı ‘bile’, başlı başına bir ‘çağdaşlık’ olarak anlamaktadır. Neticede bizzat o kültürün içinde yetişmiş bir uzman olarak Lico Amar, dönemin Türkiyeli bürokratlarına, müzikte ‘çağdaşlığın ne olduğunu’ anlatamamış görünmektedir. Onun, o yıllar için Avrupa sistemine yönelttiği eleştirileri, dönem bürokratları açıkça görmezden gelmeyi tercih etmişler ve Türkiye’nin, sözüm ona ‘çağdaşlaştırılması’ ve ‘medeni milletler seviyesine çıkarılması’ adına, neticede ‘geri kalmış’, ‘tek-yönlü’ ve ‘tek-boyutlu’ bir modelle eğitime başlamasına sebep olmuşlardır.

Elbette bugün ‘başka’ bir dünya var. Bu dünya, güçlü bir şekilde demokratikleşme, çeşitlenme ve  ‘merkezsizleşme’ eğilimi sergiliyor. Yeni YÖK’ün çok yerinde bir anlayışla, eğitim alanında ortaya koyduğu bu olgun, gerçekçi ve ülkemiz potansiyelinin rekabetçi çizgide açığa çıkarılmasına geniş bir zemin sağlayacak olan kararının, ülkemize, alanımıza, tüm akademisyen ve öğrencilerimize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyor, kararda emeği olan tüm uzman ve idarecilerimizi, yürekten tebrik ediyorum. Öylesi bir programla ülkemizi dünyayla rekabet eder bir noktaya getirmenin imkânı olmadığının görülmüş olmasının, memleketimiz adına büyük bir kazanç olduğuna ve ufuk genişlemesi anlamında kat edilen mesafe bakımından da çok önemli bir gösterge teşkil ettiğine şüphe yoktur.

 
İletişim E-Posta: - Telefon:
 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu yazıya hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Yazıları

Yeni YÖK’ün ve değerli başkanı Sn. Saraç’ın övgüye değer kararı: Müzik öğretmenliği açısından yapıcı bir değerlendirme…
Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi III. Yılında…
Akademik bilgi üretimi ve etik adına samimi bir serzeniş…
Fikir hırsızlığının kitabını bastırmış bir fikir hırsızı hakkında…
Türkiye’de, Alanında “İlk ve Tek” Olacak “Müzik Üniversitesi” Fikri, Nasıl Oldu da “İkinci” Güzel Sanatlar Üniversitesi Haline Getirildi?
Türkiye’de Mûsikî Alanında Yeni Bir Ütopya Gerçekleştirmek İçin Tespit ve Öneriler…
Türk Musikisi’nin “Bütünlüğü”; Öyle mi?..
"Eski Havalar"a dair…
Kedi-Ciğer Meselesi -1-
“Medeniyet Musikileri” Ölür mü?
Türk Musikisinin Devamı Olmak: Bir İddianın Düşündürdükleri…
Düşünsel “tek-yönlülük“ - “tek-boyutluluk”...
Bilmek mi zor, yapmak mı zor?..
Makam Kültürü ve Türkiye -2-
Makam Kültürü ve Türkiye - 1
Diğer Yazarlar

Tarihe Not Düşmek…
Açılımcılar - yorumcular- sanatçılar (Hangisinden yad eyleyim gönlümü)…
Kitabu İlmi'l-Musiki Alâ Vechi’l-Hurûfât'ın müellifi kimdir? -13-
TULUM-II - (Derilerin Sepilenmesi/Tabaklaması)
Müzik Eleştirileri -1- "Samida Doğal mı?.."
İlginç tanıdıklarım oldu…
Koro sendromu…
Kemençe Kuartet ve Türk Müziği Orkestrasına giden yola bugünden bir bakış…
Yeni YÖK’ün ve değerli başkanı Sn. Saraç’ın övgüye değer kararı: Müzik öğretmenliği açısından yapıcı bir değerlendirme…
Neveser Kökdeş olayı…
Müzikoloji: Meragi’nin Zübdetül-Edvar’ı yayınlandı...
Çevrimiçi Türk Halk Musikisi Videoları: "Konma Bülbül Konma Nergis Daline"
Günün Sözü
GTM, öğreticilerini birbiriyle kırgınlaştıran bir müzik türü haline getirilmemelidir...
(Ayhan Sarı)

Yazarlar 
Röportajlar
Etnomüzikoloji Dergisi’nin 2. sayısının yayını üzerine Fırat Kutluk ile röportaj...
Ayhan Sarı: Dergiden önce Etnomüzikoloji Derneği’nin kuruluş öyküsüyle başlayalım mı? Fırat Kutluk: Etnomüzikoloji Derneği ...
»
»
»
Tarihte Bugün
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Reklamlar
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
0,45ms