Bugün - 26 Kasım 2020 Perşembe
Foto Galeri
Video Galeri
Firma Rehberi
Künye
Reklamlar
Üye İşlem
 Bize Ulaşın
www.musikidergisi.com Logo
-
İstanbul 27°°C
Yazar Detayları

Bülent Aksoy

Bülent Aksoy - Zehra Eren için…

Zehra Eren için…
Yazı Tarihi: 14 Ocak 2016 Perşembe

     Zehra Eren'i 2016 yılının ilk haftasında,  4 Ocak'ta  kaybettik.  Genç kuşaklar tesadüfen birkaç plağını  dinlemedilerse,  tanımaz onu. Onu  ancak 1950'li ve 1960'lı yılların radyo dinleyicileri bilebilir. Zehra Eren'i  Ankara radyosundan yayımlanan haftalık tango ve dans şarkıları  programlarıyla, 1960'lı yılların ilk yarısında tanıdım ben. Şarkılarını daha  ilk dinleyişimde  şöyle bir durup kulak kesildiğimi hatırlıyorum. İnsanı bir anda saran, sımsıcak, derûnî  bir sesti radyodan yayılan. Bir hafta sonraki programında gene  aşkla, şevkle okumuştu.  Her hafta aynı çarpıcılık, hattâ  derinlik... Çevremdekilere "Zehra Eren diye  bir tangocu var, ne olur bir dinleyin.  Böyle de okunur mu tango?" demekten kendimi alamamıştım...    

     Bizim musıkide duygunun apayrı bir değeri vardır.  Şarkıcı ister tango okusun, ister klasik Türk musıkisi bestesi,  isterse Anadolu halk  ezgisi, böyledir bu...  Ne yapalım ki bu coğrafyada dillenen her  musıki türünde tatlı bir hüzün, "aşina olduğumuz bir melâl" vardır;  musıkinin kalbe dokunan bu  elektriği  icracının besteyi  kendi duygularıyla  yoğurup  adeta yeniden besteleyerek  yorumlamasıyla açığa çıkar.  Bestede hissedilen duygu  icraya yansıtıldığında  bambaşka bir güzelliğe bürünür nağme, daha doğrusu, musıki dilinde "nüans" denen bir değer kazanır.  Bestekârın hiç de aklına gelmeyen bir nüans olabilir bu.  Öyle ki,  harcıâlem olmuş bir şarkı hassas bir icracının buluşlarıyla yükselip  bir sanat değeri kazanabilir. Bu söylediğim,  her musıki türü için geçerlidir belki,  ama bizim musıkide biraz daha böyledir.    

    Evet,  Arjantin nağmesidir tango;  ama tango, sevildiği her ülkede ayrı bir üslup kazanmıştır. Türk tangosu da öyledir. Bir üslubu, bir kişiliği vardır. Arjantin tangolarının asla birer  taklidi değildir.  Arjantin  tangolarına  benzemez zaten.  Bizim  tango bestecilerimiz kendine  özgü bir üslup yaratmayı başarmıştır. Şöyle demek lazım: Türkçe tangolar batı musıkisi parçaları değil, Türk musıkisi parçalarıdır. Necip Celaller, Fehmi Egeler, Necdet Koyutürkler, Kadri Cerrahoğlular hep birer Türk musıkisi bestekârıdır...  

   Bu noktayı biraz açayım.  Osmanlı'dan Cumhuriyet'e tam geçilecekken şekillenmiştir Türk tangosu. Bu bakımdan, ister istemez geçmişin izlerini taşır. Osmanlı duyarlığından kopamamıştır.  Ondokuzuncu yüzyılın sonlarıyla yirminci yüzyılın başlarında Osmanlı dünyasında bir açılıp saçılma vardır;  değişen hayata  -- buna ister "asrîleşme" yahut   modernleşme, ister batılılaşma  deyiniz --  ayak uydurmaya çalışan bir akım vardır. Operet şarkısı, vals,  fokstrot,  rumba, revü şarkısı, "fantezi" denen yeni nağmelerle dile gelir bu dönem.  Kemani Haydar Bey, Kaptanzade Ali Rıza Bey, Fahri Kopuz, Bimen Şen gibi bestekârların kimi şarkıları bu havadadır;  onlardan sonra gelen  Refik Fersan, Yesari Asım Arsoy, Sadettin  Kaynak,  Şefik Gürmeriç, Dramalı Hasan, Muhlis Sabahattin, Neveser Kökdeş ve daha başkaları aynı yolu tutar. Tango bence işte bu damarın  bir uzantısı olarak filizlenmiştir. Nitekim, bazı hanendelerimiz de  bu  yeni nağmeye  bigâne kalmamış, başta tango olmak üzere bu tür  şarkıları zevkle seslendirmişlerdir; Münir Nurettin, Hafız Burhan, Zeki Müren, Tülin Yakarçelik, İnci Çayırlı, Ayla Büyükataman gibi. Tango işte bu yüzden biraz da Osmanlıdır.  Güftelerine bakınız, Osmanlı işi eski şarkıların  sözlerindeki o safiyeti, o nazenin edayı taşır. Eski  şarkıların güftelerinde olduğu gibi şehirli bir duyarlık taşır.  Tangoların sözlerinde Türk şiir geleneğinde olduğu gibi aşkı özleyen, sevilen kadını  övüp yücelten, onu hayalinde "papatya gibisin, beyaz ve ince" diye  süsleyen, vefasız sevgiliden şikâyet eden,  hayal kırıklığıyla  dolu  "maziyi kalbinde bir yara" gibi taşıyan  efendi takımından  mazbut, içli  insanlardır tangolardaki özne. Sözler biraz sadeleştirilmiştir sadece, ama  sözün gerisindeki  duyarlık  bizim şiir geleneğimizdeki duyarlıktır.     

   Tangoların nağmelerine gelince, elbette  kürdilihicazkâr, hüzzam, uşşak gibi değil, uzun hava, bozlak, maya gibi de  değil,  ama kulağımızı okşayan, derhal sevebileceğimiz bir sıcaklıktadır, yani "bizden"dir.  Çünkü kaynağı  Arjantin olsa da,   bizim dünyamızda akmakta olan bir damarın  işlemesiyle nağmelenmiştir. Bildiğimiz ünlü tango bestekârlarından ayrı bir gelenek içinde yetişen ama aynı şehirli insan zevkiyle besteleyen,  yukarda adlarını andığım bestekârlar da  tango ve tango benzeri parçalar bestelemişlerdir zaten. Bir yönüyle  Osmanlı çelebiliğini yaşattığı;  kadınlı erkekli olarak toplum hayatına açılışı,  halkı dansa davet edişi ile de  Cumhuriyet döneminin  romantizmini taşıdığı içindir ki, kendine özgü  bir üslubu vardır  Türk tangosunun.  Başka ülkelerdekinden daha değişik bir ortamda doğmuştur çünkü. 

   Türk tangosu  romantiktir. Bize  özgü bir romantizmdir bu.  Türkçe tangoların  en belirgin özelliği çok  duygulu, içli  nağmelerle örülü  olmasıdır. Her birinde  kırılgan ama heyecanlı bir  kalbin çarpıntısı hissedilir. Hepsinde rakîk, zarif bir eda  vardır.  Fakat bugün artık kaybolmuş bir zarafettir bu;  o  yüzden günümüzde bir nostalji rüzgârı estirir  tangolarımız.

    Zehra Eren hepsi duygulu  eski tangocular kuşağının bence en duygulu yorumcusuydu.  Bu memlekette daha birçok duygulu ses, yorum, üslup dinledim. Fakat hiç çekinmeden söyleyeceğim, hiçbirini bu açıdan  Zehra Eren'le kıyaslayamam: musıkinin türü ne olursa olsun, duygularını  nağmeye giydirmekte  hiçbirini onun kadar etkileyici bulamamışımdır. Bir mübalağa olarak görülmesin bu söylediğim. Zehra Eren'in hançeresinde yeniden yoğrulan  nağmeyi duyabilenler  bunun bir mübalağa  sayılamayacağını bilirler...

     Basında  öyle sık sık anılmayan ama arkalarında adeta gizli bir hayranlar kafilesi  bulunan bazı sanatkârlar vardır. Onları  sevenler sonuna kadar takipçisi olur, nerede yeni bir eserini görseler derhal kulak verirler.  Zehra Eren de böyle bir pırlantaydı; öyle kalabalıkların kapıştığı sanatkârlardan değildi, ama vefalı ve zevkli  bir dinleyicisi  vardı.  Ölümünden sonra basında çıkan  yazılar onun gerçekten  hayranları, tiryakileri olduğunu gösterdi. Birçok kimse gibi ben de ölüm haberini gününde alamadığım için cenazesine katılamadım,  gazetelerin yazdığına göre  cenazesine  çok az sayıda kişi katılmış. Buna da, doğrusu hiç şaşmadım. Bazı has sanatkârlara böylesi daha çok yakışır!..        

    Zehra Eren'in az bulunur bir alto sesi vardı.  Bu ses rengini genizden gelen perdelerle derinleştirerek nağmeye yükler,  güftenin  her hecesiyle nağmenin her notasını kaynaştıran şiir gibi  diksiyonu, kelime vurguları ve  o güzelim  Istanbul telaffuzu ile  şarkının anlamını yoğunlaştırırdı.  Burada şunu da belirtmek gerek: onun döneminde bugün olduğu gibi geniş bir musıki çevresi, saz, orkestra bolluğu yoktu.  Büyük yeteneğiyle sivrilmiş bir cevherdi Zehra Eren.         

    Bugün genç kuşaktan tango söyleyenler çıkıyor. Demek ki tango hâlâ seviliyor, özleniyor.   Ama tango söyleyenlerin hiçbiri eski tangocuların  tadını vermiyor.  O tavır,  o eda  kayıp gitmiş artık... Ben İbrahim Özgür'ü, Celal İnce'yi, Şecaattin Tanyerli'yi de çok severim, ama  benim için tangonun en önde gelen iki ismi var; biri, 1930'larla 40'ların taş plaklarının pek zarif sesi Seyyan Hanım (Oskay); öbürü de,  Seyyan Hanım'ın  bıraktığı yerden devam eden Zehra Eren.  İkisi de çok güzeldir, ikisi de ayrı birer üslup, ayrı birer  lezzettir.  

     TRT onun 1953-1954 yılı radyo plaklarından on ikisini bir albüm halinde yayımlamış. Buna çok sevindim.  Fakat gönül ister ki, radyo arşivinde kalan öteki kayıtları da yayımlansa... Onu  hiç dinlememiş gençler  bu albümü, bir de onun "Youtube.com"  sitesindeki birkaç tangosunu dinlerlerse Zehra Eren'in nasıl bir sanatkâr olduğunu biraz olsun görebilirler. Dinleyecekleri kayıtlarda  burada tasvir etmeye çalıştığım o iç sesi  duyabilirlerse, şarkı söylerken gönül telimizi titrettiği gibi  kendi gönül teli de titreyen, kendini nağmeye bir sevgili gibi veren  Zehra Eren'in peşine düşüp  başka  plaklarını  arayacaklardır...     

 
İletişim E-Posta: sbulentaksoy@gmail.com - Telefon:
 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu yazıya hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Yazıları

Neveser Kökdeş olayı…
Halk Musıkisinin Sözlüğü...
Musıcal Relationshıps Between Italy and Turkey Through Turkish Eyes…
Nihat Doğu'nun Ardından...
Muammer Ketencoğlu'dan Rumeli Türkülerine Yeni Bir Bakış…
Tanburî Cemil'i Anma Konseri...
Zehra Eren için…
Osmanlı-Türk Musıkisi Tarihinin Yazılması/Yazılamaması Üstüne Ön Notlar -2-
Osmanlı-Türk Musıkisi Tarihinin Yazılması / Yazılamaması Üstüne Ön Notlar -1-
"İmam" eriği...
Seksen yıl sonra pentatonizm: Macarlar ve Biz ...
Müzeyyen Senar’ın ardından...
Diğer Yazarlar

Tarihe Not Düşmek…
Açılımcılar - yorumcular- sanatçılar (Hangisinden yad eyleyim gönlümü)…
Kitabu İlmi'l-Musiki Alâ Vechi’l-Hurûfât'ın müellifi kimdir? -13-
TULUM-II - (Derilerin Sepilenmesi/Tabaklaması)
Maverıck Sabre vesilesiyle…
Prof. Önder Kütahyalı'yı sonsuzluğa uğurladık...
İlginç tanıdıklarım oldu…
Koro sendromu…
İşlevsel Müzikoloji - Functional Musicology…
Yeni YÖK’ün ve değerli başkanı Sn. Saraç’ın övgüye değer kararı: Müzik öğretmenliği açısından yapıcı bir değerlendirme…
Neveser Kökdeş olayı…
Müzikoloji ve Gökhan Yalçın’ın Kevseri Mecmuası...
Çevrimiçi Türk Halk Musikisi Videoları: "Konma Bülbül Konma Nergis Daline"
Günün Sözü
Bazen diyorum ki "ne olacak, söyle gitsin"; sonra diyorum ki "söyleyince ne olacak, sus, bitsin"
(Hz. Mevlana)

Yazarlar 
Röportajlar
Etnomüzikoloji Dergisi’nin 2. sayısının yayını üzerine Fırat Kutluk ile röportaj...
Ayhan Sarı: Dergiden önce Etnomüzikoloji Derneği’nin kuruluş öyküsüyle başlayalım mı? Fırat Kutluk: Etnomüzikoloji Derneği ...
»
»
»
Tarihte Bugün
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Reklamlar
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
0,56ms