Bugün - 18 Ocak 2018 Perşembe
Foto Galeri
Video Galeri
Firma Rehberi
Künye
Reklamlar
Üye İşlem
 Bize Ulaşın
www.musikidergisi.com Logo
-
İstanbul 28°C
Yazar Detayları

Konuk Yazar

Konuk Yazar - Ve Penderecki Yapıtlarını Yönetti*… Seyit Yöre

Ve Penderecki Yapıtlarını Yönetti*… Seyit Yöre
Yazı Tarihi: 25 Nisan 2016 Pazartesi

Bir şekilde başlamış olsa da Avrupa temelli çoksesli sanat müziğinin çeşitli nedenlerden dolayı Türkiye’de yayılamamasının yanında bu müziğin özellikle çalgı ve bestecilik eğitimi de 19. yüzyıldan öteye gidememiştir.  Çoksesli sanat müziğinin varlığını bütüncül olarak değerlendirip tüm dönemlerinin eğitim ve seslendirme süreçlerinde var olması gerektiği düşünüldüğünde, bunun Türkiye’de gerçekleşmediği görülür.

Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Devlet Senfoni Orkestraları, Devlet Opera ve Balesi ve solist repertuarlarının 19. yüzyıl ötesine pek fazla geçememesi aynı yüzyılda temellenip devam eden Çağdaş Müzik eserlerinin (Türkiye’den besteciler de dahil) Türkiye’de tanınmasını engellemiştir. 20. yüzyıldan itibaren çeşitli besteleme teknikleri ve sanat akımları ile var olan Çağdaş Müzik’in[2] Türkiye’de yeni farkına varılmaya başlanmıştır. 

Çağdaş Müzik’in varlığını gösteren bir özel çaba Borusan Kültür Sanat’ın önceden Türkiye temsilciliğini yaptığı International Society for Contemporary Music (ISCM) iken bir yeni çaba da Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın Krzysztof Penderecki’nin eserlerini onun şefliğinde seslendirmesidir.

Konsere ilişkin değerlendirmeden önce Penderecki’den bahsetmek yerinde olacaktır:  Müziğe dilbilgisi okulunda keman dersi alarak başlayıp (1946) Kraków Müzik Akademisi’nde (1954) keman ve bestecilik eğitimi alan Polonyalı besteci ve orkestra şefi Krzysztof Penderecki (1933), 20. yüzyılın ikinci yarısında çeşitli formlarda bestelediği yapıtlarla öne çıkar[3].  Kendisi 1930’larda ortaya çıkan Yeni-Romantik Müzik akımının içinde yer alır[4] ki çoksesli sanat müziğinin eski formlarını kendine özgü ezgi, ritm, armoni ile yeniden yaratır. Bestecinin az sayıda Jazz ve elektronik müzik yapıtı olsa da Opera, Requiem, Senfoni, Konçerto, Sonat, Passacaglia, Capriccio, Divertimento gibi formları kullanması eskiyi yeniyle birleştirme yönelimini daha çok gösterir. Bestecinin yapıtlarıyla kendini kabullendirmesine dair başarısı, 1959’dan günümüze aldığı bestecilik ödüllerinden de görülür. Threnody to the Victims of Hiroshima (Hiroşima Kurbanlarına Ağıt) en bilinen yapıtlarından biridir ki çok malzemeli ve yoğun bir tınıya sahip olan yapıtlarından bazıları film müziği olarak da kullanılmıştır.

İşte Penderecki, 21 Nisan 2016’da Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ile besteciliğinin üçüncü dönemini yansıtan üç yapıtını yorumlamıştır. Günler öncesinden “Penderecki Yapıtlarını Yönetiyor” başlığıyla duyurulan konser[5], basında ve sosyal medyada geniş yer almıştır ki bu da istendiğinde Çağdaş Müzik’in temsiliyetine önem verilebileceğini ve 20. yüzyıl öncesi yapıtlar gibi 20. yüzyıl ve sonrası yapıtların da seslendirilerek çoksesli sanat müziğinin tüm yönleriyle tanıtılabileceğini gösterir.

21 Nisan 2016’daki konserde bestecinin yorumladığı üç eserden ilki Polish Requiem’den “Agnus Dei” (Hazreti İsa) bölümüdür[6]. ‘Ölülerin ruhu için dua’ anlamına gelen Requiem terimi, orkestra, koro ve solistler için bestelenen dinsel bir müzik formudur ki Penderecki de bu formu on yedi bölüm halinde kendine özgü bir şekilde kullanmıştır. Sipariş üzerine 1980’de başlayan ve bölümleri farklı kişi ve olaylara ithaf edilen yapıt yıllar içinde revizyonlarla seslendirilmiş, ancak 2005 yılında Requiem olarak tamamlanıp bütünüyle[7] seslendirilmiştir[8]. Besteci, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ile yaptığı konserde bu yapıtın aslen koro ile seslendirilen “Agnus Dei” bölümünün sözsüz biçimini konserin açılış müziği olarak yorumladı. Böylece konserde kendi stilinin ilk örneğiyle dinleyiciyi duygusal olarak hazırladı.

Konserin ilk bölümünün ikinci yapıtı bestecinin Viyola ve Orkestra İçin Konçertosu idi ki Penderecki bu yapıtın viyolonsel ve klarinet için uyarlamalarını da yapmıştır. Venezuela Hükümeti’nin 1983’te Simon Bolivar’ın iki yüzüncü doğum yıldönümü üzerine talep ettiği yapıt, aynı yıl bestelenip seslendirilmiştir[9]. Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ile olan konserde yapıtın viyolonsel için uyarlamasını Macar çellist László Fenyoe incelikle olarak yorumladı. Çağdaş Müzik tınısı olması yanında viyolonsel tekniği için de zor görünen yapıtın yorumu dinleyiciyi oldukça etkiledi. Müzikolog Tadeusz A. Zieliński’nin de belirttiği üzere, besteci bu yapıtta yaratmak istediği dramatik izlenimi en az sayıda ses kullanarak sunmuş, yoğun, samimi ve gerilimi yüksek bir yapıt ortaya çıkarmıştır[10]. Klasik bir konçerto formundan farklı olan yapıtta besteci çakışan sesler, tempo değişimi ve armonik ritmlerle dramatik etkiyi artırmıştır ki yapıt aynı zamanda bestecinin temsil ettiği Yeni-Romantik akımın besteci yönünden belirgin örneklerinden biridir. László Fenyoe’nün viyolonsel ile teknik ve duygu açısından bestecinin ulaşmak istediği yoğunluğu yakalayabilmesi de önemlidir. Çünkü her yorumcu teknik ile duyguyu aynı anda yakalamayabilir. Yorumcunun orkestra ile birlikte bunu başarması yani o gerilimli duyguyu dinleyiciye aktarması onun alkışlarla farklı bir yapıt daha seslendirmesine yol açtı. Bu esnada Penderecki de orkestranın arkasında oturarak Fenyoe’yü dinledi. Yine alkışlarla istek olsa da Fenyoe dinleyiciyi selamlayarak sahneden ayrıldı. Teknik olarak zor olan bu yapıtı orkestra ve Fenyoe’nün (viyolonselden neredeyse viyola tınısı çıkarma düzeyinde) incelikli ve etkili olarak yorumlaması,  Türkiye’de zor olarak niteledikleri yapıtları (özellikle Çağdaş Müzik) seslendirmek istemeyen çalgıcılara ve opera şarkıcılarına örnek olabilecektir. Eğer duygusal olarak amaç gerçekten müzik yapmaksa çalışınca her yapıtın seslendirilebileği görülür. Bu açıdan yapıtlar zor diye değil, sadece duygusal ve görece estetik etki açısından değerlendirilebilir.  

Konserin ikinci bölümünde bestecinin sekiz senfonisinden biri olan ve “Noel (Christmas) Senfonisi” alt başlığıyla da anılan 2. Senfoni (1979/80) yorumlandı[11]. Besteci 2. Senfoni’yi 1979 Noel arifesinde bestelemeye başladığı ve içinde çok bilinen Silent Night (Sessiz Gece) adlı Noel ilahisini de çağrıştırdığı için yapıtın alt başlığı “Noel Senfonisi” olmuştur[12]. Değiştirilmiş bir sonat formundaki yapıt, Moderato, Allegretto, Lento, Tempo I ve Allegretto tempolu bölümlerden oluşsa da bestecinin belirli senfonik ifadesi gibi bu yapıt da geniş bir tek bölüm biçiminde, yani bölümler arasında bekleme olmadan, seslendirilir. Yapıtın orkestrasyonundaki dokuz farklı vurmalı çalgı, besteci için vurgulanacak ve yükselen yerlerdeki etkiyi ve müziksel zenginliği artırır. Tekrar eden kısa ve sakin bir müziksel motifle başlayan yapıt yine aynı motifle biter. Uzun müzik cümlelerinden oluşan yapıtın ezgileri, yerine göre 19. yüzyıl Romantik dönemi ile 20. yüzyıl Yeni-Romantik akımının birbiri içine geçişini çağrıştırır. Her ne kadar besteci Yeni-Romantik akımı içinde olsa da yaklaşık 35 dakika süren yapıtın 19. yüzyıl Romantik dönem çağrışımı daha fazladır. Konserin ilk bölümünde seslendirilen Viyola Konçertosu’ndaki gerilimli etkiye göre bestecinin bu senfonisi daha açık bir müziksel etkiye sahiptir. Bu da yapıtın 19. yüzyıl Romantik dönem çağrışımını güçlendirir. Daha önce 19. yüzyıl Romantik dönem orkestra yapıtı seslendirmiş olan Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve farklı eğitimlerden gelen çalıcıları için Penderecki’nin 2. Senfonisini çalışmanın rahat olduğu düşünülebilir.

Bir tek bestecinin üç farklı formda, tınıda ve duyguda yapıtının yer aldığı konseri seyredenlerin etkilendiği açıktı ve konser sanki yormayan bir tek yapıttan oluşmuş gibiydi. Bu da olumlu etkinin bir parçası olarak ortaya çıkar. Müzisyen olmayanların hepsi çoksesli sanat müziği dinleyicisi olmakla birlikte farklı toplumsal kesimden gelen farklı yaştaki kimselerdi. Farklı alandan müzikçilerin de seyrettiği konserde salondaki tüm koltuklar dolmadıysa bile yine de salon doluydu. Konserde kusursuzca seslendirilen yapıtların etkisinin yanı sıra bestecinin konserde hem besteci hem de şef olarak bulunmasının seyircinin üzerinde etkisi vardı. Kendi eserlerine hakimiyeti olsa bile Penderecki’nin yeni bir orkestrayı gayet hakim ve sakin bir şekilde yönetmesi de provalarla birlikte konsere hazır olunduğunu ve onun orkestra ile bu süreçte uyumlu çalıştığını gösterir. Konserde dikkat çeken belki bir tek olumsuzluk çalgı çalma esnasında başkemancı ve öndeki bir viyolacının dans edercesine abartılı hareketleriydi. İstemsiz bir alışkanlık olduğu düşünülebilecek bu hareketlerin bir resitalde olması belki dikkat çekmeyebilir ancak orkestra içinde oldukça göze çarpmaktadır.

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın olağan konserlerinin yanı sıra besteci şeflerle olan bu tür başarılı konserlere devam etmesi ve farklılıklar yaratması yine beklenecektir. 

Türkiye’de özel bir kuruluş tarafından desteklenerek oluşan ve bir marka haline gelen Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın bir besteci ile olan konserinin Devlet Senfoni Orkestraları ve Devlet Opera ve Balesi gibi kurumlara da örnek olması beklenilir. Gerektiğinde sponsor desteği ile çalışan devlet müzik ve sahne sanatları kurumları da bürokratik yaklaşımı aşıp sadece içtenlikle sanat yapabilmeli ve her biri farklı çalışmalarla bir marka olmayı hedeflemelidir.

                 


[1] http://www.borusansanat.com/tr/etkinlikler_5/bifo_33/konser_penderecki-yapitlarini-yonetiyor_58/

* Musiki Dergisi için yazılmıştır (2016).

[2] Seyit Yöre, “Çağdaş Müzik: Bestecilik Ana Akımları, Teknikleri ve Başlıca Besteciler”, Ç.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 20/3  (2011), ss. 1-20; Seyit Yöre, Temel Besteleme Malzemeleriyle Çağdaş Müzik, Bağlam Yayıncılık, İstanbul 2012.

[3] Wolfram Schwinger, Krzysztof Penderecki: His Life and Work, trans. W. Man, Schott, London 1989.

[4] Yöre, a.g.m., s. 9, 18.

[5] http://www.borusansanat.com/tr/etkinlikler_5/bifo_33/konser_penderecki-yapitlarini-yonetiyor_58/

[6] https://www.youtube.com/watch?v=bG7U0yI31VY

[7] https://www.youtube.com/watch?v=8dirmEYuZog

[8] Krzysztof Penderecki, Labyrinth of TimeFive Addresses for the End of the Millennium, ed. R. Robinson, trans., W. Brand, Hinshaw Music, Chapel Hill 1998, p. 18.

[9] Erica Amelia Reiter, Krzysztof Penderecki's Cadenza for Viola Solo as a derivative of the Concerto for Viola and Orchestra: A numerical analysis and a performer's guide, Doctoral Dissertation, The University of Arizona,  Arizona 1997, p. 22.  

[10] Tadeusz A. Zieliński, Dramat instrumentalny Pendereckiego, PWM, Kraków 2003.

[11] https://www.youtube.com/watch?v=GKLADdOy9S8

[12] Beata Boleslawska-Lewandowska, Symphony and symphonic thinking in Polish music after 1956, PhD Thesis, Cardiff University, Cardiff 2009, p. 283. 

 
İletişim E-Posta: - Telefon:
 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu yazıya hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Yazıları

Mevlevilik hakkında manifestom… Kudsi Erguner
Uluslararası H.S.Arel ve Türk Müziği Sempozyumu’nun düşündürdükleri: “Mûsıkîmizin polifonize edilme ütopyası artık bitirilmeli…“Salih Zeki Çavdaroğlu
Hüseyin Saadettin Arel Sempozyumu’nun Ardından… Prof. Dr. Gözde Çolakoğlu Sarı
Derleyen kişi türkünün sahibi olabilir mi?.. Burhan Tarlabaşı
Ermukan Saydam Sonsuzluğa Göçtü… Tuğrul Göğüş
TRT TSM Repertarı’ndaki eserlerin kaçta kaçı seslendiriliyor… Bayram Yurdacan (*)
Yeni Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Projesi üzerine… Hüsrev Hatemi
Bir (Neo)Rokoko Üstadı: Tanburi Bestekâr Dürrü Turan… Şelâle Turan
Kronolojik Piyano Tarihi (1700-2005)… Derleyen: Buğra GÜLTEK
Vefatının 21. Senesinde Mûsıkîmizde Bir Ekol İcrâ ve Üslûp Âbidesi: Bekir Sıdkı Sezgin... Salih Zeki Çavdaroğlu
Hulusi Gökmenli (1902-1975 Musikişinas-Gazelhan-mevlithan)... Cemil Altınbilek
Türkiye’deki çoksesli müziğin Atatürk Dönemi ve sonrasındaki durumu… Sabutay Uğur
İsimsiz ama muhteşem insanlar!.. Hıncal Uluç
"Pabucumun sanatçıları ve sahte vicdanları!.." Haşmet Babaoğlu
Zeki Müren düşmanlığı ve kıskançlığının kökenleri… Nihat Genç
Sanatçı İftarındaki Terslikler… Akif Beki
Zararlı ve yararlı musiki dernekleri ile korolar… M. Murat Oto*
İzmir Marşı - Kafkasya Marşı - Gazi Mustafa Kemal Paşa Marşı… Cemal Ünlü
Ela Altın ile Röportaj… Tuba Dere
İstanbul Türk Musikisi Devlet Konservatuarı'nın kuruluşu hakkındaki ikinci yazım… Osman Babuşcu
İkiz Sanat… Fırat Kızıltuğ
Ah siz müziksiyenler, pardon müzik yiyenler, pardon müzisyenler.. Hakan Güngör
İdil Biret'in Adana ÇDSO Konserinin iptali üzerine… Tuğrul Göğüş
Fazıl Say nasıl yetişti?.. Ahmet Say
Tanburi Fahrettin Çimenli… Cemil Altınbilek
Geleneksel Mûsıkîmiz’ in bazı korolarının hâl-i pürmelâli n’ olacak acaba ?.. Salih Zeki Çavdaroğlu
Nüzhe… Günel Şahin Adıgözelova
GTM yaylı çalgıları için tasarlanmış “Gerdirme Sistemli ve Ayarlı Kemençe Yayı“… Dr. Mustafa Aydın ÖKSÜZ (*)
Çalgı yapımında kullanılacak ağaçların yetiştirilmesine önem verilmelidir… Tuğrul Göğüş
Ve Penderecki Yapıtlarını Yönetti*… Seyit Yöre
Dağ fare doğurdu... Müfit Semih Baylan
Diğer Yazarlar

Necdet Levent, ışığını bizlere miras bıraktı...
Atatürk'ün kendi sesinden bir türkü plağı var mıdır?..
Müzisyen kardeşlerime 2018 …
Hamburg ELB PHİLHARMONİE konser binasını gezmek ister misiniz?
Mevlevilik hakkında manifestom… Kudsi Erguner
Müzikolojinin temeli “1. derece kaynak“ bilgileridir…
Türkiye’de, Alanında “İlk ve Tek” Olacak “Müzik Üniversitesi” Fikri, Nasıl Oldu da “İkinci” Güzel Sanatlar Üniversitesi Haline Getirildi?
Müzikolojide ve Müzikte Sürrealizm
Esin Atıl’ın Levni and the Surname kitabında çalgı adlandırma yanlışlıkları…
Günün Sözü
Kolay eserleri iyi ve güzel seslendirmeye bak. Bu, güç eserleri orta derecede dinletmekten iyidir...
(R.Schuman 1810-56)

Yazarlar 
Röportajlar
Ela Altın ile Röportaj… Tuba Dere
Röportajın devamı için bkz: http://www.musikidergisi.com/yazar-242-ela_altin_ile_roportaj%E2%80%A6_tuba_dere.html ...
»
»
»
Tarihte Bugün
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Reklamlar
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
0,41ms