Bugün - 22 Temmuz 2018 Pazar
Foto Galeri
Video Galeri
Firma Rehberi
Künye
Reklamlar
Üye İşlem
 Bize Ulaşın
www.musikidergisi.com Logo
-
İstanbul 28°C
Yazar Detayları

Konuk Yazar

Konuk Yazar -  Zararlı ve yararlı musiki dernekleri ile korolar… M. Murat Oto*

Zararlı ve yararlı musiki dernekleri ile korolar… M. Murat Oto*
Yazı Tarihi: 9 Haziran 2017 Cuma

"Musiki dernekleri hangi nedenlerden dolayı ortaya çıkmıştır? Var olma, misyon ve görevleri nelerdir? Tabii ki bu kuruluşlarda olması gerekenler ile olanlar arasındaki fark nedir?" Sorularına cevap aramak, öneri ve uyarılarda bulunmak üzere bu yazı hazırlanmıştır.

Musiki kelimesi müzik kelimesi ile aynı kökten gelmekte olup aynı anlamı taşımaktadır. Bu bağlamda kuramsal olarak musiki derneği ifadesinin müzik derneği ifadesi ile bir farkı olmadığı görülmektedir. Mesela polifonik korolar derneği de bir musiki derneğidir, Üsküdar Musiki Derneği de bir müzik derneğidir. Aynı şekilde Türk Halk Müziği derneği de bir musiki derneğidir. Ancak musiki derneği dendiğinde Türk Sanat Müziği ile uğraşan bir müzik derneği anlaşılmaktadır.

Bu bağlamda makalemizin konusu Türk Sanat Müziği (Klasik Türk müziği) çalışmaları yapan ya da yaptığı iddia edilen musiki dernekleri ile ilgilidir. Son yıllarda musiki derneği kurmayıp ya da kuramayıp çeşitli kurumların adı altında oluşturulan koroların sayısının da az olmadığı dikkate alındığında Türk Sanat Müziği Korosu adı altında faaliyet gösteren oluşumlar da bu yazının kapsamı içindedir.

Musiki derneklerinin ne olup ne olmadığını anlayabilmek için öncelikle kısa bir Türk Müziği tarihine bakmak gerekmektedir. Türk Müziğinin son iki yüz yıldaki geçirdiği evreler ve sorunları bilmeden musiki dernekleri hakkındaki sorulara verilecek cevaplar isabetli olmayacağı kesindir.

Musiki derneklerinin ortaya çıkmasına neden olan tarihi süreçler: Osmanlı’nın ilk eğitim kurumu olan Enderun: I. Murad’ın Edirne’yi almasından hemen sonra 1363’de kurulup, Fatih ve II. Beyazıd’ın mükemmel bir üniversite haline getirdiği kurumudur (Osmanlı Dönemi Türk Musikisi., Cinuçen Tanrıkorur., Dergah Yayınları 270., 2003 İstanbul).

Çok özet olarak değinirsek, batı dünyasındaki siyasi ve ekonomik gelişmeler sonucu ortaya çıkan Fransız İhtilali, sanayi devrimi, rönesans ve reform hareketlerinin sonucu batı dünyası siyasi ve ekonomik olarak güçlenirken, Osmanlı İmparatorluğu çökmeye başlamıştır. Kötü gidişin batıdaki gelişmelerden uzak kalıştan kaynaklandığı düşünülmüş, bu nedenle özellikle 18’inci yüz yılda batıdaki yükselen değerlere geçme yönünde bir takım ıslahat-reform hareketleri yapılmaya başlanmıştır. Bu ıslahat çalışmaları müzik alanında da kendini göstermiştir. İşte batı (garb) müziği denen kavramın öne çıkması ve üstünlük sağlamaya başlaması o yıllarda ortaya çıkmıştır. Önceleri batı (GARB) kelimesinin karşıtı doğu (ŞARK) olarak kullanılsa da sonraları Şark Müziği adlandırmasının yerini Türk Müziği kavramı almıştır.

Batı müziği ile ciddi bir şekilde ilgilenen III: Selim, batı müziğinin sonuçlarını incelemekle beraber, opera müziğini araştırtır. Bununla da yetinmez 1797’de bir opera getirip sarayda oynatır. İyi bir divan müziği bestecisi olan III: Selim, hepsi olmasa da bazı çalgıların (keman, klarnet ve çalgı telleri) Osmanlı’ya taşınmasına neden olduğu söylenmektedir (Türklerde Müzik., Mehmet Kaygısız., Kaynak Yayınları 317., 2000 İstanbul).

Osmanlı’nın ilk eğitim kurumu olan Enderun 1833 yılında II. Mahmut tarafından kapatıldı. Batı müziği, çalgıları, çok seslilik ve yeni müzik anlayışı II. Mahmut zamanında Osmanlı’ya kurumsal olarak getirildi. Bilindiği gibi, II. Mahmut 1826’da yeniçeri ocağını ortadan kaldırınca, onun bir parçası olan mehter takımını da fesh etti. Mehterhane yerine de Batı kaynaklı bando okulu olan “Mızıka-i Humayunu kurdu(1828). Bu okulun başına da Napolyon’un emekli bando subayı Giuseppe Donizetti getirildi. Daha sonra paşalığa kadar yükseltildi. Donizetti hemen bandoyu kurdu, ve eserler seslendirilmeye  başlandı. Mızıka-ı Hümayun, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın temelini oluşturur. 2012 yılında cumhurbaşkanlığına bağlı bir Türk Müziği korosu da kurulmuştur.

Dar-ül Elhan: Osmanlı Devleti’nin ilk resmi müzik okulu olarak İstanbul’da 1917-1927 arasında faaliyet gösteren dört yıllık eğitim kurumu. Kelime anlamı olarak Nağmelerin Evi anlamına gelir. Cumhuriyet’in ilânından hemen sonra, ulusal müziğin yaratılması, öğretilmesi ve yaygınlaştırılması çalışmalarına başlanmıştır. İlk iş olarak 1916 yılında İstanbul’da, Maarif Nezareti tarafından kurulan Darülelhan ele alınmıştır. İstanbul vilayet makamına bağlanan Darülelhan'da, 1923 yılında “Garp Musikisi Şubesi” açılmış ve 1927’de “Şark Musikisi Şubesi” kapatılmıştır. Ancak bu konuda araştırma yapılmasına izin verilmiş ve öğretimde yeni düzenlemeler yapılarak kurumun adı İstanbul Belediye Konservatuarına çevrilmiştir.

1800’lerin başlarında yoğunlaşan ve artık devlet yönetimlerinin kurumsallaştırdığı Batı Müziği etkisi Osmanlı Devletinin müzik bağlamında da devamı sayılabilecek olan yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nde de devam etmiştir.

Bu çerçevede kurulan cumhuriyetin ilk müzik eğitimi veren kurumları Batı Müziği eğitimi vermeye başlamıştır. Türk müzikleri ise ancak armonize edilmiş ise yani batılılaştırılmış ise kullanılmaya izin verilmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında çok katı olarak uygulanan bu politikanın yürütülemeyeceği anlaşılınca sonraki yıllar gevşetilmek zorunda kalınmıştır.

Osmanlı’nın ilk eğitim kurumu olan Enderun’un 1833 yılında II. Mahmut tarafından kapatılmasından sonra cumhuriyet döneminin ilk Türk Müziği eğitimi veren kurumunun açılması 1976 yılında gerçekleşebilmiştir. İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuarı Cumhuriyet döneminin ilk Türk Müziği konservatuarı olup, 1976’da kurulabilmiştir. Bu kurum mezunlar verdikçe, Türk Müziği ve camiası ülkemizde 150 yılı bulan batı eğitiminden geçmiş sanatçı ya da müzisyenlerle mücadele edebilecek kalitede ve birikimde olduğunu gösterebilmiştir. Bu kurumun başarılı olması sonucunda 1983 yılında Türkiye’nin ikinci Türk Müziği Devlet Konservatuarı Ege üniversitesinde açılmış ve sonraki yıllarda diğer konservatuarların açılması izlemiştir.

Tarihçede anlatıldığı üzere batılılaşma politikaları sonucunda Türk müziği devlet kurumlarından kaldırılmış, Türk müziği camiası da varlıklarını sürdürmek, birikimleri sonraki nesillere aktara bilmek için musiki derneklerinde örgütlenme yoluna gitmiştir.

İlk başlarda dernek karşılığı olarak cemiyet kelimesi kullanılsa da sonradan dernek adı ile devam eden musiki dernekleri cumhuriyetin ilk yıllarında kurulmaya başlamıştır. İstanbul’da yoğun olsa da yakın tarihlerde Samsun, Bursa, Elazığ ve diğer Anadolu kentlerinde de musiki dernekleri kurulmaya başlamış, bunların bir kısmı sonraki yıllarda belediye konservatuarına dönüşmüştür. İstanbul belediye konservatuarı da sonradan Türkiye’nin ilk Türk Müziği Konservatuarı olan kurumsal yapı ancak 1976 yılında kurulabilmiştir. Ülke çapında çok sayıdaki musiki derneği sayesinde Türk müziği varlığını sürdürebilmiş, ilk TMDK’nın da hocaları bu musiki derneklerinde yetişme hocalardan oluşmuş, Türk müziği konservatuarlarının da işlevselliğinde büyük rol oynamıştır.

Türk müziği konservatuarlarının diğer müzik eğitimi veren kurumlar içindeki oransal azlığı dikkate alındığında musiki derneklerinin günümüzde de önem ve değeri büyük ölçüde devam etmektedir. İşte tam da bu nedenle toplumsal yarar yerine zararlı hale dönüşen, tarihsel ve kültürel misyonundan uzaklaşmış musiki derneklerine bir düzenleme getirilmesi gerekmektedir.

Çünkü musiki dernekleri ortaya çıkış nedenleri dikkate alındığında çevresindekileri eğlendirme amacı güden bir çeşit gazino kültürünü işleyen müzik eğlence kurumları değil, Türk Müziği misyonerliği işlevselliğindeki bir çeşit sivil eğitim kurumlarıdır.

Musiki dernekleri ve TSM korolarının yapısal durumları

Ülkemizde binlerce musiki derneği bulunmaktadır. Çok köklü olanlar yanında geçmişi eski olmayanlar da vardır ve bu grubun oranı köklü olanların kat be kat üstündedir. Klasik Türk Müziği terbiyesi açısından iyi olanlar olduğu gibi, ne tür müzik yaptığı, toplumsal yarar misyonunu yerine getirip getirmediği çok tartışmalı olan musiki derneklerinin sayısı oldukça fazladır.

Bu kadar çok sayıda musiki derneğinin kurulması bir ihtiyaçtan mı yoksa bu alandaki bir başıboşluktan mı kaynaklanmaktadır? Klasik Türk Müziği ya da Türk Sanat Müziği normlarına uygun olanlar ve olmayanlar hangileridir? Bu normları kim ya da hangi kurumsal yapı belirleyebilir? Bu normlara uymayan musiki dernekleri toplumsal yarar ilkesini çiğniyorlar mı? Tarihsel misyonlarının farkındalar mı? Gibi soruların cevapları da diğer soru ve sorunlarımız gibi cevaplanması zor sorular olarak karşımızda durmaktadır.

Bazı illerde ya da ilçelerde hiç musiki derneği yokken bazı yerleşim yerlerinde hiç umulmadık sayılarda musiki derneğine rastlanmaktadır. İlk sorumuz olan ihtiyaçtan mı yoksa bu alandaki bir başıboşluktan mı kuruldukları sorusunun cevabı aslında diğer soruların da bir bakıma cevabı olacaktır. Bu bağlamda musiki derneklerini kuruluş nedeni olarak farklı kategorilerde sınıflandırılabilirler. Bunlar;

1- Türk Müziğinin kurumsal yapılardan çıkarılması sonucu geçmişte kurulan, günümüzde de varlıklarını devam ettiren köklü ve diğer musiki derneklerine örnek ve öncülük eden musiki dernekleri.

2- Musiki derneği olmayan bir yerleşim yerinde musikişinasların bir araya gelip, daha önce kendi özel ortamlarında yaptıkları toplantıları umuma açarak, toplumsal yarar amacıyla dernekleşmeleri sonucu ortaya çıkan musiki dernekleri.

3- Arı kovanının büyüyünce oğul vermesi gibi bir musiki derneğinin ihtiyacı karşılayamaması sonucu o musiki derneğinden yetişenlerin önderliğinde kurulan musiki dernekleri

4- Bir yerleşim yerinde kurulmuş olan ve ihtiyaca karşılamasına rağmen bu musiki derneğinden çeşitli sebeplerle ayrılar kişi ya da grupların kurduğu ikinci ya da daha fazla sayıdaki musiki dernekleri.

5- Yerel ya da ulusal düzeyde isim yapmış bazı sanatçıların hayranlarını zaafını kullanarak tamamen kâr amacıyla kurdukları musiki dernekleri ki özellikle günümüzde büyük metropollerde bir sektör olarak ortaya çıkmaktadır. Üyeler aidat görüntüsü altında şefe bir çeşit maaş ödeyerek yürüyen bu derneklerin sayısı oldukça fazladır. Bu derneklerin en büyük özelliği şef gidince dernek büyük olasılıkla dağılmaktadır.

Türk Sanat Müziği Koroları: Bu başlık adı altında ülkemizde sayısı oldukça fazla olan, dernek olmayıp ama tıpkı bir musiki derneği mantığı ile çalışan korolar da oldukça fazladır. Genelde bir kurum ya da o kurum içindeki bir birim içinde çalışan kişilerin bir araya gelip bir etkinlik düzenlemesi amacıyla başlayan bu oluşumlarda da amaç ve felsefesi içinde kalan ve kalmayan oluşumlar mevcuttur. Bu tür topluluklar genelde o kurumun yöneticisinin musiki ile ilgisine göre şekillenir, o idareci görevden ayrıldığında genellikle dağılan topluluklardır. Bu tür korolarda tüzel kişiliğin olmamasından dolayı herhangi bir otoritenin denetiminden de uzaktırlar. Bu tür oluşumlar hangi kurumun adını kullanıyorlarsa sadece o kurumun idarecisine karşı gayrıresmi sorumludurlar. Buna rağmen bu makalede musiki dernekleri üzerine yazılan tüm bilgilerin bu tür koroları da kapsadığı unutulmamalıdır.  

Musiki derneği işleyişindeki unsurlar

Bir musiki derneğini (a+b+c+d)= e formülize edersek musiki derneğinin kalitesi yani tüzel kişiliği dört faktörün etkisi altındadır.

                a - Şef

                b – Söyleyenler (koro)

                c – Çalanlar (orkestra)

                d – Konser ve Diğer Etkinlikler

                e – Dernek tüzel kişiliği

a - Şef: Bir musiki derneğinin varlığını oluşturan unsurların en önemlisidir. Musiki derneği üye ve katılımcıları içinde en birikimli olması gerektiği gibi kişilik ve ilişkiler anlamında da saygınlık kazanmış kişidir. Çünkü şef kötü olunca diğer ayakların iyi olması bir işe yaramayacağı gibi koronun da sanat çizgisi olması gereken konumda olamaz. Şef, müziğin gerek kuramsal yönünde gerekse uygulama yönünde yetkin birikimlere sahip olması gerekir. Eğitimcilik özelliğinin başarısı vereceği eğitim konularına hâkimiyeti ölçüsünde gerçekleşecektir.

b – Söyleyenler: Musiki derneğinin amaç ve hedeflerini benimsemiş, bu amaç ve hedeflere her hangi bir çıkar gözetmeden gönüllülük esasına göre katılım gösteren bireylerden oluşan topluluktur.

c – Çalanlar (Orkestra): İyi bir musiki derneğinde saz ekibinin de kendi içinden olması arzu edilse de bu her zaman mümkün olamamaktadır. Büyük ve köklü musiki derneklerinde yetişmiş ve güçlü orkestralar oluşabilse de bir çok musiki derneğinde orkestra konserlere yakın profesyonel kimselerden ücret karşılığı dernek dışından getirilmektedir.

d – Konser ve Diğer etkinlikler: Konser, musiki derneklerinin en önemli etkinlikleri bazen tek etkinliğidir. Bir anlamda varlığı verdiği konserler ile ölçülmektedir. Özellikle konser etkinlikleri bir musiki derneğinin bulunduğu yerde ve camiasındaki saygınlığını sağlayacak en önemli etkinliktir. Nazariyat, nota-solfej, şan ve çalgı dersleri açmanın yanında söyleşi, panel, konferans, sempozyum gibi çalışmalar da musiki derneklerinin diğer etkinlikleri arasındadır.

e – Koro (Dernek tüzel kişiliği): Dernek, topluma yararlı hizmetler üretmek üzere kazanç amacı gütmeyen, kanunlarca yasaklanmamış belirli ve ortak amaç için bir araya gelen insanların yasal statüye bağlı olarak oluşturdukları tüzel kişilik olarak tanımlanabilir. Burada tartışılması gereken konu; topluma yararlı hizmetlerin ne olduğu, nasıl olması gerektiği sorularının cevabıdır ki bu cevaplar bir musiki derneğinin yapısal kalitesini belirleyen unsurlar olduğu ortadadır.

İyi bir koro/musiki derneği üç ayak (a+b+c+d) üzerinde yürür. Bu ayaklardan birindeki eksiklik, hata ya da kusur koronun dolayısıyla dernek tüzel kişiliğinin ayakta durmasında sorun yaratır, dengede duramaz, üzerinde yük taşıyamaz. Ortaya koyduğu ya da koyacağı etkinlikler de tarihsel misyonundan kopuk, kültürel geçmişi yansıtmayan, toplumsal yarardan çok toplumun kültürel dejenerasyonuna öncülük eden zararlı kurumsal yapılara dönüşür.

İyi bir musiki derneğinde olması gereken özellikler

İyi bir musiki derneğinin ölçüsü nedir? Neye göre iyi? Kime göre iyi? Soruları cevaplanması o kadar da kolay olmayan sorular olarak karşımıza çıkmaktadır.

Katılımcı sayısının yüksekliği mi? İyi ses ve saz sanatçılarının sayısı ve oranı mı? Konserlerde salonu doldurabilmesi mi? Dinleyicilerin beğenisi mi? Dinleyicilerini eğlendirip eğlendirmedikleri mi?

Yoksa geçtikleri eserlerin özellikleri mi? İcra kaliteleri mi? Konser formuna uymaları mı? Klasik Türk Müziği formlarını kullanıp kullanmamaları mı? Katılımcılarına Klasik Türk Müziği terbiyesi verip veremediği mi?

Daha birçok soru akla gelebilir. Ancak genel hatları ile iyi bir musiki derneğinin nasıl olması gerektiği sorusuna cevap arayalım;

a - Şef:

Daha önce belirttiğimiz gibi Bir musiki derneğinin varlığını oluşturan unsurların en önemlisidir. Şefin mektepli ya da alaylı olmasından ziyade musiki derneğinin misyonu konusunda birikim sahibi olup olmaması daha önemlidir. Bu bağlamda iyi bir şef şu özelliklere sahip olmalıdır;

  1. Türk müziği tarihine hâkim olmalıdır.
  2. Türk müziğinin kuramına hâkim olmalıdır.
  3. Geniş bir repertuar birikimi olmalıdır.
  4. Nota ve solfej konusunda iyi seviyede olmalıdır.
  5. Geçmişinde bir musiki derneğinde yeterli sürede çalışmış ve tecrübesi olmalıdır.
  6. Toplumsal saygınlığı ve örnek kişiliği olmalıdır.
  7. Yöneticilik ve liderlik özellikleri taşımalıdır.
  8. Maddi çıkar düşünmeden gönüllülük esasına göre çalışmalıdır.

Şefin en önemli görevi eğitim misyonudur. Bu bağlamda söyleyenler ve çalanların eğitilmesinden de sorumludur. Bu özelliğinden dolayı üç ayaklı bir yapıda şefin yetkin biri olması diğer iki ayakta olan eksiklik ya da kusurların da kapanmasını sağlayacağı için bir musiki derneğinin ya da koronun varlığı öncelikle iyi bir şefin varlığına bağlıdır. Şefin başarısı ve kalitesi koroya ve dolayısıyla musiki derneğinin kimliğine yansıyacaktır.

Repertuar seçimi, bu repertuarın sıralama ölçütleri, eserlerin toplu ya da bireysel icra biçimleri, eserlerin doğru trafikte okunması, bireysel ve toplu okuma yorumlamaları, esere başlama ve bitiş teknikleri, bölüm başlangıcı ve bitişi, konserin akışı ve seyirci üzerindeki etkisi gibi etmenlerin kalitesi ve başarısı tamamen şefin birikim ve eğitim yöntemlerine yani şefin kalitesine bağlıdır.

Söyleyicilerin başarısı sadece şefin etkisi altında olduğu bilinmelidir. Şefin eğitim metotları söyleyicinin repertuara ve icraya hâkimiyetini etkileyen en önemli unsurdur. Aşağıda anlatılacağı üzere söyleyiciler ve çalıcıların başarısı ve kalitesi şefin kalite ve başarısına bağlıdır. İyi bir şef ortalaması kötü bir ekiple mükemmel konserler verebileceği gibi, kötü bir şef ortalaması çok iyi seviyede olan bir ekip ile kötü ya da başarısız konserler ortaya koyabilir.

Diğer yandan solistlerin başarı ve kalitesi de şefin başarı ve kalitesine bağlıdır. Aksi durumda yani mükemmel bir ses ve saz topluluğunda şefin görevi; sen dur sen geç gibi işaretler yapan trafik polisinden öte bir işlevi olmadığı gerçeğidir. Unutulmamalıdır ki amatörlük başıboşluk değil, aksine daha yüksek bir disiplin olması gereken bir durumdur.

Toplu ya da bireysel söyleyişte geleneksel icra usüllerine uyup uymama, gerekli gereksiz süslemeler, eserin doğru icrası, piyasa ağzı ile okunup okunmaması, eserlerin ve makamların karakteristik perdelerini temiz basıp basmadıkları toplu ya da bireysel kaliteyi ve başarıyı etkileyen etmenler olup bunların denetimi ya da yönlendirmesi de iyi bir şefin kontrolünde ortaya çıkabilir.

Söyleyicilerde olduğu gibi çalgı topluluğunda da geleneksel icra usüllerine uyup uymama, gerekli gereksiz süslemeler, eserin doğru icrası, piyasa icrası, eserlerin ve makamların karakteristik perdelerini temiz basıp basmadıkları toplu ya da bireysel kaliteyi ve başarıyı etkileyen etmenler olup bunların denetimi ya da yönlendirmesi de iyi bir şefin kontrolünde ortaya çıkabilir.

Musiki derneğinin felsefesi gereği maddi çıkar düşünmeden gönüllülük esasına göre çalışmalıdır. Yapılan işlerden doğacak masraflar dışında maddi bir beklenti içine girmesi şefin saygınlığını ve güvenirliliğini zedeleyecektir. Ayrıca maddi kaynağı sağlayanların kontrolüne girip kendi iradesini ortaya koyamam sorunu yaşayacağından dolayı bu durumun tüm katılımcılar içinde ayrıcalıklı bir grubun oluşmasına ve dolayısıyla topluluk aidiyetini bozacağına neden olacağı unutulmamalıdır.

Bütün bu özelliklerinin yanında liderlik özelliğinin de olması gerekir. Çalıştırdığı ekipte adaletli ve isabetli kararlar vererek kişilik olarak da saygı duyulan bir kişi olmalıdır.

b – Söyleyenler:

Amatör bir koro için söyleyenlerin müzik eğitimi almış kişilerden oluşması şart değildir. Topluluk üyelerinin müzik kulağının olması temel koşul olmalıdır ki müzik kulağı olma özelliği az bulunur bir özellik olmayıp insanların çok büyük çoğunluğunda bu özellik mevcuttur.

Eğitimli saydığımız kitleyi dikkate aldığımızda ise Türk müziği konusunda birikimli olmasının ölçüsü diplomaya bağlı olmadığı dikkatlerden kaçmamalıdır. Türk müziği konservatuarı mezunları bile çoğu zaman bir musiki derneği geçmişi olan biri kadar birikime sahip olamadığı durumlar az değildir. Ayrıca batı müziği eğitimi veren kurumlardan mezunlarda bu oran çok daha fazladır. Türk müziği tarihçesinde anlatılan süreç ve uygulamalardan dolayı Türk müziği, geleneksel sistemlerle yani meşk usulü eğitimle kişileri yetiştirdiği, bu nedenle de günümüzde dahi diploma ile paralel yetkinlik durumunun hakim olmadığı unutulmamalıdır.

İster mektepli ister alaylı olsun söyleyiciler bir musiki derneğinde eşit konumdadır çünkü her yeni konser repertuarında şefin ortaya getirdiği repertuarı öğrenmede aynı noktadan başlayacaklardır. Belirleyici olan geçmişlerindeki Türk müziği birikimidir. Söyleyenler için bazı musiki dernekleri birden fazla koro kurma yoluna gitmektedirler. Katılımcı sayısının fazla olduğu bu tür derneklerde yeni başlayan ya da müzik seviyesi düşük olanlara ayrı bir koro, daha iyi seviyedekilere ise ayrı bir koro kurmaktadırlar. Bu yöntem küçük Anadolu kentlerinde ya da katılımcı sayısı düşük derneklerde mümkün değildir. Bu nedenle tek koro olan derneklerde ortalamaya göre sistem kurulmalı, seviyesi iyi olanların zayıf olanlara üstünlük kuramayacağı bir yöntem izlenmelidir.

Toplu söylemede başarı ve kalite için söylenenler bireysel söylemeler için de geçerlidir. Saz topluluğuna aşağıda belirtilen koşullar dahilinde konsere yakın dışarıdan takviye alınması kabul edilebilir bir durumsa da her ne olursa olsun dışardan ses topluluğuna takviye alınmamalıdır.

Söyleyiciler içinde solistler bazen gönüllülük esasına göre bazen başka ölçütlerle seçilebilirler. Burada önemli olan amatör ruhu bozmadan sanat çizgisinin ortaya konmasıdır. Solist seçilirken tek ölçüt dernek disiplinine uyup uymama olmalıdır. Derneğe maddi bağış yapma, hatırı sayılır birinin yakını olma ya da başka ölçütlerle solist asla seçilmemelidir. Özellikle tribünlerden puan toplamak için sesi güzel kişilere çalışma takvimine uymadığı halde solo verilmesi takvim boyunca çalışmalara disiplinli bir biçimde devam etmiş katılımcıların şevkini kıracağı gibi o derneğe saygı ve bağlılığında (aidiyet) zayıflamalara neden olur.

TRT, Kültür Bakanlığı, ulusal ya da bölgesel ün yapmış sanatçılarından zaman zaman konuk sanatçı olarak getirilmesi dernek ve bulunduğu kent açısından önemli ve değerlidir. Ancak bu tür durumlar dernek katılımcılarını huzursuz edecek bir yöntemle yapılmamalıdır.

c – Çalanlar (Orkestra):

Büyük ve köklü musiki derneklerinde yetişmiş ve güçlü orkestralar oluşabilse de birçok musiki derneğinde orkestra konserlere yakın profesyonel kimselerden ücret karşılığı dernek dışından getirilmektedir.

Musiki derneklerinin genel ve tarihsel misyonu dikkate alındığında topluluk içindeki sazların konsere hazırlanması da şefin sorumluluğundadır. Var olan sazların seviyesi ne olursa olsun, gerekirse ölçü ölçü belleterek konser repertuarı kendi sazlarına çaldırılmalıdır. Bu yöntem zaman alıcı ve ağır bir iştir. Bu nedenle birçok şef uğraşmak yerine konsere yakın dışarıdan takviye alma kolaylığına gitmektedirler. Ancak musiki derneklerinde asıl misyonun konser vermek değil, meşk yani öğreterek belletmek olduğu gerçeği bilerek ya da bilmeyerek göz ardı edilmektedir. Dışardan takviye topluluk içinde olmayan, yetiştirme olanağı olmayan ve konserde bulunması elzem olan sazlar için yapılmalıdır. Unutulmamalıdır ki en iyi musiki derneği şefi, söyleyenleri ve çalanları kendi içinden olan musiki dernekleridir.

d – Konser ve Diğer etkinlikler:

Tarihsel derinliklerden gelen Türk müzik kültürünün unutulmaması, yeni nesillere aktarılması, form, eser ve nazariyatının meşk usulüyle eğitiminin verilmesi hedef olarak benimsenmesi gerekirken konser, musiki derneklerinin en önemli etkinlikleri bazen tek etkinliği durumuna gelmiştir. Özünde konser, bir musiki derneği için amaç değil araçlardan sadece biri olmalıdır. Ancak son yıllarda bir musiki derneği verdiği konserler ile ölçülmektedir. Bu bağlamda konser nedir, nasıl olmalıdır sorularının cevabı musiki derneğinin de varlığının nasıl olduğunu ortaya koymaktadır.

Konser tanımı çeşitli kaynaklarda çeşitli biçimlerde verilse de genel olarak bireysel ya da toplu icraların seyirciye sunulması olarak tanımlanabilir. Değişik müzik türleri ve toplulukları için tanımlar değişmektedir. Bizim burada ele aldığımız konser Klasik Türk Müziği konserleri ile ilgilidir. Bu bağlamda bir musiki derneğinin konseri aşağıda belirtilen biçimde olmalıdır.

  1. Klasik Türk Müziği ya da Türk Sanat müziğinin genel prensiplerine uygun olmalıdır.
  2. Tarihsel derinliği yansıtan bir repertuardan oluşmalıdır.
  3. Genelde iki bölümden oluşan konserlerin her bir bölümü bir makamın eserlerinden oluşmalıdır. Eser sayısı bir bölümü tamamlamaya yetmeyen makamlar geçiliyor ise başka makamlar kullanılmalıdır.
  4. Her bölüm mutlaka peşrev ile başlamalıdır. Fasıl formu geçilmiyorsa bölüm sonları yürük formda eserlerle bitirilmelidir.
  5. Her bir bölüm eserlerin sürelerine göre değişmekle birlikte 12 ya da 13 eserden oluşmalı, genel ortalama olarak her bir bölümün süresi alkış süreleri dahil 60 dakika kadar olmalıdır.
  6. Başka müzik türlerinin repertuarları ya da icra biçimleri kullanılmamalıdır. Pop, arabesk, özgün ya da başka türlerden parçalar repertuara asla alınmamalıdır. Türk Halk Müziğinde ise makamsal özellik taşıyan ve geçmişte TSM repertuarında kullanılmış eserler alınabilir. Ancak buların sayısı da genel konserin karakterini bozacak miktarda olmamalıdır.
  7. Koro icraları geleneksel yapıyı tahrip edici biçimde olmamalıdır.
  8. Solistler geleneksel icra biçimlerinde eser icra etmelidirler. Piyasa ağzı ya da başka tür müzik icralarını kullanmalarına izin verilmemelidir.
  9. Mümkünse ilk bölümde hiç solist kullanılmamalı, eğer ilk bölümde kullanılacaksa 4 solisti geçmemelidir. Çünkü genel kabul ilk bölümün toplu söyleyiş ikinci bölümün ise beraber ve solo şarkılar şeklinde olduğu yönündedir.
  10. Her konserde solistler değiştirilmeli, eğer solo taliplisi yok ise bir önceki konserde solo yapan kişiye solo tekrar verilmelidir. Çünkü bu tür toplulukları bir arada kalmasında müzikten önce adalet geldiği unutulmamalıdır.
  11. Musiki derneğinin çevresinde bulunan ve seviyesi ne kadar iyi olursa olsun çalışmalara düzenli katılmayan biri asla solo almamalıdır. Bu çalışmalar boyu devam edip zaman ayıran emek veren kişilere saygısızlık olduğu gibi adalet ve güven duygusunu zedelediği için derneğe aidiyet duygularını zayıflatır.
  12. Ulusal anlamda isim yapmış ya da profesyonel sanatçılar için özel konserler düzenlenmeli, konserin ilk bölümü dernek üyelerince ikinci bölümü ise konul sanatçı tarafından planlanmalıdır.
  13. Her bir bölüm için üç ya da dört solistten fazla solo kullanılmamalı, eğer daha fazla solist kullanılacaksa tamamen solistlerden oluşan solistler geçiti yapısında bağımsız konserler düzenlenmelidir. Koro konserinde solistler asla bir eserden fazla eser okumamalı, ama solistler geçiti biçiminde bir konser düzenlenmiş ise solist şefin belirlediği sayıda eser okuyabilir. Burada da adalet yaklaşımı asla göz ardı edilmemelidir.
  14. Çalgı topluluğu (orkestra) mümkünse dernek içinden yetiştirilmeli. Ancak yetişmiş saz sanatçısı yeterince yoksa dışarıdan getirilmelidir. Mecbur kalınmadıkça kimseye ücret verilmemelidir.
  15. Şef dahil hiçbir kimse musiki derneğinden maddi çıkar sağlamamalıdır. Sadece yapılan işten dolayı doğacak masraflar tazmin edilebilir.
  16. Klasik Türk Müziği ya da TSM haricinde bir müzik türü ile etkinlik düzenlenecek ise derneğin tüzüğünde bu yer almalı ve bu türlerin konseri kendi adını taşıyan oluşumlarla yerine getirilmelidir.
  17. Konserlerde tek tip bir kıyafet (üniforma) giyilmeli, asla serbest kıyafet kullanılmamalıdır. Sahneye çıkacak herkesin kişisel bakımlarının yerinde olması sağlanmalıdır.

İyi bir musiki derneği konser dışında da faaliyetleri olmalıdır. Bunların en önemlisi eğitim misyonu gereği çeşitli eğitim programları olmalıdır. Türk Müziği Nazariyatı, Türk Müziği Solfeji, Türk Müziği Şan eğitimi gibi dersler açmalıdır.

Enstrüman dersleri de açmalıdır. Enstrüman ya da diğer dersler bireysel veriliyorsa ücret alınmasında bir mahsur yoktur ancak genel piyasanın altında olması daha etiktir.

Musiki dernekleri üye, katılımcı ve dinleyici çevresinin yararı için Türk Müziği konusunda yerel ya da ulusal anlamda saygınlığı olan müzik insanlarını davet ederek söyleşi, panel, konferans, sempozyum ya da çalıştaylar düzenlemelidir.

Türk Müziği konusunda yerel ya da ulusal anlamda saygınlığı olan müzik insanları ile konulu konserler düzenlemelidir.

Yukarıdaki maddeler kapsamında görünmese de musiki derneğinin çevresi ve konser dinleyicilerine konser terbiyesi verme yönünde misyon yürütmesi de gerekir. Bir konsere gitmeden önce kokulu yiyecekler yenmemesi, gürültü yapacak yapıda çocuk getirilmemesi, konser sırasında konuşulmaması, eser icra edilirken giriş ya da çıkış yapılmaması, unvan ve konumu ne olursa olsun protokolün önüne yiyecek ve içecek konmaması, konsere teşrif edecek protokolün unvanı ve konumu ne olursa olsun konserin başlama saatinin değiştirilmemesi ve diğer konser adap ve usulleri hakkında toplumun eğitilmesinde yönünde etkin rol oynaması gerekir.

e – Koro (Dernek tüzel kişiliği):

Yukarıda yazılmış olan dört madde bir musiki derneğinin kalitesini belirlediği gibi, toplumsal yarar yanında tarihsel ve kültürel misyonunu yerine getirip getirmediğini de ortaya koymaktadır. Belirtilen hususlar çok zor mudur? Bu kadar çok sorumluluğu bir musiki derneğine yüklemek haksızlık değil midir? Diye sorular akla gelse de bu yazılanlardan daha kapsamlı çalışmalar yürüten musiki dernekleri vardır ve uzun yıllardır varlıklarını başarıyla sürdürmektedir. Bu kadar kapsamlı çalışmalar yürüten bir musiki derneği ile yılda birkaç gelişigüzel konser düzenleyen bir musiki derneği bir olmalı mıdır? Sorusu, üzerinde düşünülmesi gereken asıl soru ve sorun olduğu unutulmamalıdır.

Zararlı musiki dernekleri ve koroları

Her ne sebeple kurulmuş olursa olsun bu gün musiki derneklerinin önemli bir kısmı sanat çizgisinden ayrılmış, tarihi misyonundan habersiz, toplum yararını yanlış yorumlayıp eğlence ve kişisel egoları erdem haline getirmiş ve kültür dejenerasyonunun en büyük kurumsal araçları haline dönüşmüştür.

Türk Müziği geçmiş olmayan şefleri bırakın nota dahi bilmeyen şeflerden oluşan musiki dernekleri olduğu gibi, hayatında tek bir Türk Müziği konser tecrübesi olmayan şeflerin yönettiği musiki derneklerinin sayısı da az değildir. Yukarıda iyi bir şefin nasıl olması gerektiği hakkındaki açıklamaların hemen hiç birini taşımayıp, kişisel ego tatmini için dernek kurup şeflik yapan musiki derneklerinin sayısı sanılandan çok fazladır.

Diğer yandan eğitimli olup ta tamamen bu işi ticarete döken şeflerin maddi çıkar sağladığı kişilere karşı sanat çizgisi belirleyememesinden dolayı gazino eğlencesine dönen konserler veren musiki dernekleri ise günümüzde en çok sayı arttıran musiki dernekleri arasındadır.

Özellikle büyük kentlerde bazı dernek ya da koroların, TRT sanatçısı, Kültür Bakanlığı sanatçısı ya da konservatuar hocası sıfatlı topluma mal olmuş bazı ünlü kişiler tarafından sömürü aracı haline getirildikleri acı bir vakıadır. Amatör insanların kendilerine ve bu müziğe karşı zaaflarını kullanan bu ünlü kişiler yüksek meblağlardaki aidatlarla-ücretlerle koro çalıştırmakta, bana şu kadar ücret vermezseniz gelmem dedikleri bilinmektedir. Bu meblağlara gücü yetmeyen müzikseverler bu ortamlar girememekte, bu meblağları ödeme gücü olanların ise musiki sevgisinden değil de toplumsal bir statü aracı olarak bu dernek ya da koroları kullandıkları bilinmektedir.

Aynı anda üç-beş hatta on koro çalıştırdığı söylenen bu kişilerin kendi emsalleri ile bu sayılar üzerinden prestij mücadelesine girdikleri bilinmektedir. Bu tür şeflerin bırakın meşk usulü eğitim vermelerini CD ortamında hazırladıkları paket repertuarı üyelere verip buradan çalışın bir dahaki ders kontrol edeceğim şeklinde yaklaşımlar sergiledikleri durumlar bu işin ne kadar vahim boyutlara ulaştığının en büyük göstergesi durumundadır.  Hatta bazıları bu CD’leri bile satarak maddi menfaat sağladıkları durumlar olayı daha da vahim kılmaktadır.

Topluma mal olmuş Klasik Türk Müziği pazarlamacısı bu tür ünlü şeflerin yasadışı elde ettiği bu gelirlerin belgesiz olduğu, devlet memurları yasasına aykırı olduğu, vergisiz kazanç elde ederek suç işledikleri unutulmamalıdır. Herhangi bir denetime tabi olmayan bu tür maddi menfaatler aslında mali polisi ilgilendiren durumlar olup bu konuların adli vakalara dönüşmesi durumunda kendilerine dolayısıyla musikimize vereceği zararlar hiç dikkate alınmamaktadır.

Diğer yandan emekliliğini doldurmuş, geçmişinde bir müzik hevesi olup bu yıllarda kendini bir musiki derneğine atıp solo yapma tutkusuna kapılmış insanların solo karşılığı derneğe (şefe) hatırı sayılır paralar bağışlayarak ego tatminine izin verilen dernekler de bulunmaktadır. Bu tür maddi gücü yerinde olan hele ki sanat birikimi olmayan bu kişilerin elinde oyuncak olmuş musiki derneklerinin sayısı da az değildir.

Musiki derneklerindeki bozulmanın bir diğer nedeni de yaşadıkları maddi sıkıntıları (Kültür bakanlığı il kültür müdürlükleri aracılığıyla kamu kuruluşlarının konser salonlarını ücretsiz verme gibi basit bir desteği yerine getirmemesi, kira vb giderleri) aşmak için maddi çıkar sağladıkları kişi ya da kurumlara yaranmak için sanat çizgisinden uzaklaşmalarıdır.

Durumun en vahim tarafı ise bundan 10 ya da 20 yıl öncesine kadar kimin nerede ne yaptığı, nasıl yaptığı bilinmezken günümüz iletişim ve internet olanakları sayesinde yapılan her şey bir anda tüm dünyaya yayıla bilmekte ve kötü işleyişler daha büyük kitlelere ulaşmakta ve yayılmaktadır. Bu durum da birçok kötü işleyişin sıradanlaşmasına, kabullenmesine, olağanlaşmasına ve kaide olmasına neden olmaktadır.

Bu alandaki başıboşluk ve dejenerasyon olanca hızıyla kitleleri dönüştürmektedir. Sadece 20 yıl önce musiki derneklerinin konser repertuarlarına bile alınmayan bazı besteci ve besteler TRT koroları ya da DKTM korolarının klasik Türk Müziği konserlerinde yer bulabilmektedir.

Özetle başlangıç kısmında bahsedilen siyasi tarihimizdeki değişimlerin müziğimize yansımaları sonucu bir ihtiyaçtan doğan musiki derneklerinin büyük çoğunluğu özellikle 1980 sonrası liberalleşen ülke politikalarından etkilenerek tamamen misyonu dışına çıkmış, dejenerasyona uğramış, gazino pavyon eğlence kültürünü konser ambalajı ile katılımcılarına ve seyircisine sunan zararlı cemiyetlere dönüşmüştür.

Üstelik bu rüzgâra adına ihanet edercesine Devlet Klasik Türk Müziği Koroları da katılmaya başlamıştır. Özellikle Klasik Türk Müziğinin korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması hedefiyle kurulmuş olan Devlet Klasik Türk Müziği koroları musiki derneklerinin rol model aldığı kurumlarken bu kurumlardaki yozlaşma musiki derneklerindeki yozlaşmanın katlanarak hızlanmasına neden olmuştur.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Kültür Bakanlığı musiki derneklerini yasal bir zeminde denetleyebilecek bir düzenlemeye gitmelidir. Adı kültür bakanlığı ise, bu kültür bu ülkenin kültür ise, bu ülke insanı binlerce yıl öncesinden bu günlere bu kültürü taşımışsa, Daha önceki Türk devletleri bu kültürü koruyup kollamışsa, bu kültürün dejenerasyonuna bakanlık bir düzenleme getirmek zorundadır.

Bunu ya kendi bünyesinde kuracağı bir komisyon ile ya da köklü musiki derneklerinin temsilci verdiği bir oluşum ile yapabilir. Ya da 2015 tarihinde kurulmuş olan Türk Musikisi Federasyonu bir tüzük değişikliği ile böyle bir denetlemenin kurumsal ayağını oluşturabilir.

Böyle bir üst kurul ya da kuruluşun ölçütleri ve puanlama cetveli şu şekilde olabilir.

  1. Şefin müzik kariyeri
    1. Nota bilgisi
    2. Makam-Usûl bilgisi
    3. Repertuar birikimi
    4. Musiki dernekleri geçmişi
    5. Referans kişi, kurum ya da kuruluşlar
    6. Yönetim Kurulundakilerin
      1. Müzik geçmişleri
      2. Dernekçilik geçmişleri
      3. Yöneticilik Deneyimleri
      4. Musiki Derneğinin Üye ya da Katılımcıları
        1. Toplam katılımcı sayısı
        2. Üyeler içinde referansı olan ses sanatçılarının sayısı
        3. Üyeler arasında referansı olan saz sanatçılarının sayısı
        4. Yeni başlayıp musiki konusunda eğitim alan katılımcı sayısı
        5. Enstruman çalan üye sayısı
        6. Enstruman dersi alan katılımcı saysıs
      5. Musiki Derneğinin Etkinlikleri
        1. Konserlerde seslendirilen eserlerin dönem özellikleri
        2. Seslendirdikleri eserlerin icralarındaki doğruluk
        3. Konser formuna uygunluk
        4. Sahne estetiği ve sahne sunumundaki Türk Müziği normlarına uygunluk
        5. Üye ve katılımcılara açılan ders sayısı
        6. Söyleşi, panel vb. etkinlikler ve sayısı

Böyle bir üst kurul musiki derneklerini sınıflara ayırıp özel sertifika ya da ödüllendirmelerle bu başıboşluğu disipline etme yönünde etki gösterebilir. Bu düzenleme ya da denetleme temel hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı biçimde zaten olamayacağı ortadadır. Ancak belli ölçütleri yerine getiren derneklerin ödüllendirilmesi getirmeyenlerin ise ödülden mahrum bırakılarak cezalandırılması en etkili yöntem olarak görülmektedir.

Bu üst kurul belli ölçütler geliştirip bu ölçütlere göre musiki derneklerinden bir çeşit lig oluşturabilir. Belli ölçütleri yerine getirdikçe bir üst lige, bu ölçütlerden uzaklaştıkça bir alt lige düşürülme şeklinde olabilir. Bu durum bir sertifika benzeri bir belgeyle sağlanır ise prestij-saygınlık ölçüsü olup katılımcılara cazibe yaratacağından dolayı musiki dernekleri arasında olumlu rekabete de yol açacaktır.

Bu komisyon ve ölçütleri resmi bir yazı işle tüm musiki derneklerine bildirilir. Gerekli bilgilerin (yazılı bilgiler ve etkinliklerin VCD çekimleri) bu kurula ulaştırılması için belli bir süre tanınır. Bu bilgiler ile o musiki derneğine bir puanlama yapılır. Aldığı puan ya da değerlendirme notuna göre o musiki derneğinin hangi kategoride olacağı belirlenir.

Mesela her kategorinin ya da sınıfın ya da ligin bu ölçütlerden alacağı bir baraj puan olur. Mesela 80 ve üzeri 1. Sınıf musiki derneği ve yıllık 10 bin TL ödül, 60 ile 80 arası 2. Sınıf musiki derneği ve yıllık 6 bin TL ödül, 40 ile 60 arası 3. Sınıf musiki derneği ve yıllık 3 bin TL şeklinde olabilir. Üç yıl ard arda bir baraj puanın altında kalan musiki derneği tutulacak bir rapor ile bir alt kümeye düşürülür. 40 puanın altında alan musiki dernekleri hiçbir ödül ya da destekten yararlanamaz.

Uzun bir zaman süresince (mesela 5 yıl) belli ölçütleri yerine getirmeyen ya da getiremeyen musiki dernekleri Kültür Bakanlığı tarafında fesh edilmesi yoluna gidilir.

Bu ölçütler çoğaltılabilinir ya da azaltılabilinir. Bu yazılanlar sadece ön fikir amaçlıdır. Daha uzman kişilerden oluşacak kurul bu ölçütleri daha başka bir biçimde düzenleyebilir. Buradaki amaç musiki derneklerinin bir an önce başıboşluktan kurtarılıp, tarihsel misyonu ve toplumsal yararı dışında çeşitli çıkarlar için sömürülmesinin önüne geçmektir. Yöntem ve ölçütler tartışmaya açıktır.

Bu makale, var olan bir soruna kendi gözlem ve değerlendirmelerimizin ışığında geliştirdiğimiz çözüm önerileridir. Doğruları yanlışları, eksikleri fazlaları olabilir. Ancak yarardan çok zararlı hale dönüşen musiki dernekleri ve korolar için bir önlem alınması ortada duran bir gerçektir.

Bu sorunun çözülmesi için Kültür Bakanlığı en azından bir çalıştay ya da toplantı düzenlemesi gerekir. Türkiye’nin değişik yerlerindeki önemli musiki derneği temsilcilerinin davet edileceği bu tür bir toplantıda konu tartışılıp bir sonuç raporu hazırlanabilir.  Böylesi bir çalıştaydan çıkacak sonuçlar bakanlık tarafından uygulamaya sokulur ve bu alandaki başıboşluğa bir çözüm için en azından ilk adım atılmış olur.

________________________________________________

* Van Musiki Derneği Başkanı, Van 100.Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğr.Gör.

 

 

 

 

 

 

 

 
İletişim E-Posta: - Telefon:
 
Yorumlar
*** Yorum Yaz

Alp ediz()
Avrupakonutları musıki topluluğu
Gönderilen Tarih - 11 Haziran 2017 Pazar (23:31)  

Diğer Yazıları

Arif Sağ 2018 Röportajından seçmeler…
Kardeş çalgılarımızdan kamança, kemane, gyjak, rebab, ıklığ ve eğitimde ortak kullanım düşüncesi… Zekeriya Başarslan*
Yahya Şerfedinov’un Kaytarma Kitabı Üzerine Bir İnceleme… Yrd. Doç. Dr. Zekeriya Başarslan (*)
Mevlevilik hakkında manifestom… Kudsi Erguner
Uluslararası H.S.Arel ve Türk Müziği Sempozyumu’nun düşündürdükleri: “Mûsıkîmizin polifonize edilme ütopyası artık bitirilmeli…“Salih Zeki Çavdaroğlu
Hüseyin Saadettin Arel Sempozyumu’nun Ardından… Prof. Dr. Gözde Çolakoğlu Sarı
Derleyen kişi türkünün sahibi olabilir mi?.. Burhan Tarlabaşı
Ermukan Saydam Sonsuzluğa Göçtü… Tuğrul Göğüş
TRT TSM Repertarı’ndaki eserlerin kaçta kaçı seslendiriliyor… Bayram Yurdacan (*)
Yeni Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Projesi üzerine… Hüsrev Hatemi
Bir (Neo)Rokoko Üstadı: Tanburi Bestekâr Dürrü Turan… Şelâle Turan
Kronolojik Piyano Tarihi (1700-2005)… Derleyen: Buğra GÜLTEK
Vefatının 21. Senesinde Mûsıkîmizde Bir Ekol İcrâ ve Üslûp Âbidesi: Bekir Sıdkı Sezgin... Salih Zeki Çavdaroğlu
Hulusi Gökmenli (1902-1975 Musikişinas-Gazelhan-mevlithan)... Cemil Altınbilek
Türkiye’deki çoksesli müziğin Atatürk Dönemi ve sonrasındaki durumu… Sabutay Uğur
İsimsiz ama muhteşem insanlar!.. Hıncal Uluç
"Pabucumun sanatçıları ve sahte vicdanları!.." Haşmet Babaoğlu
Zeki Müren düşmanlığı ve kıskançlığının kökenleri… Nihat Genç
Sanatçı İftarındaki Terslikler… Akif Beki
Zararlı ve yararlı musiki dernekleri ile korolar… M. Murat Oto*
İzmir Marşı - Kafkasya Marşı - Gazi Mustafa Kemal Paşa Marşı… Cemal Ünlü
Ela Altın ile Röportaj… Tuba Dere
İstanbul Türk Musikisi Devlet Konservatuarı'nın kuruluşu hakkındaki ikinci yazım… Osman Babuşcu
İkiz Sanat… Fırat Kızıltuğ
Ah siz müziksiyenler, pardon müzik yiyenler, pardon müzisyenler.. Hakan Güngör
İdil Biret'in Adana ÇDSO Konserinin iptali üzerine… Tuğrul Göğüş
Fazıl Say nasıl yetişti?.. Ahmet Say
Tanburi Fahrettin Çimenli… Cemil Altınbilek
Geleneksel Mûsıkîmiz’ in bazı korolarının hâl-i pürmelâli n’ olacak acaba ?.. Salih Zeki Çavdaroğlu
Nüzhe… Günel Şahin Adıgözelova
GTM yaylı çalgıları için tasarlanmış “Gerdirme Sistemli ve Ayarlı Kemençe Yayı“… Dr. Mustafa Aydın ÖKSÜZ (*)
Çalgı yapımında kullanılacak ağaçların yetiştirilmesine önem verilmelidir… Tuğrul Göğüş
Ve Penderecki Yapıtlarını Yönetti*… Seyit Yöre
Dağ fare doğurdu... Müfit Semih Baylan
Diğer Yazarlar

Seyyal Saraç “Piyano Çalıyorum”kitabı üzerine…
“Üzeyir Hacıbeyli“ yâdıma düştü bugün...
İçimden geldi, yazmak istedim…
Koro sendromu…
Arif Sağ 2018 Röportajından seçmeler…
Para karşılığı akademik yayınlar skandalı…
Nihat Doğu'nun Ardından...
Müzikoloji ve yeni Türkiye...
Zeki Müren’in, Şekip Memduh Bey’in "Gönlümle oturdum da" şarkısını okuyuşu üzerine...
Günün Sözü
Kime verir isen ederinden fazla değer; gün gelir o kişi muhakkak senin başını öne eğer…
()

Yazarlar 
Röportajlar
Frankfurt Musicmesse'de Hohner ve Stephan Wieland ile röportaj…
Frankfurt Müzik Fuarı'nda fabrikası Almanya Trossingen'de bulunan Hohner akordion ve ağız mızıkası  firmasının satış müdürü Stephan Wie...
»
»
»
Tarihte Bugün
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Reklamlar
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
0,25ms